Fısıldıyarak Sordu Kadın: “Kız mı, erkek mi doktorum?”

2088

“Canlı yayınınızı seyrettim Hocam, çok teşekkürler. Sizi izliyoruz ve hala bir şeyler öğreniyoruz. Tekrar teşekkür ederiz”

Yukarıdaki satırlar geçtiğimiz cuma günü “Aşk Paneli”nden çıktığımda, telefonumda, yüzümde kocaman bir gülümsemeye neden olan mesaja ait. Mesajı gönderen bir meslektaşım, jinekolog.

1999 yılında başasistanlığımın 3 senesinde, klasik şef nöbetlerinin birinde, şimdi artık kocaman bir doçent olan Dr. Samet Topuz aradı beni. Başasistan odası 9.kattaydı o zamanlar. Gece 23.00 civarı oturmuş yazı yazmak için anlamsızca çabalıyordum.

Samet’in sesi kaygılıydı. “Abi, gelip şu hastayı görsen iyi olur. 2 saate yakındır tam açık ve baş hala yukarıda”. Doğumhanenin çekici ama bir o kadar da korkutucu tarafı, herşey yolunda gider gibi görünürken bir anda moka batma olasılığınızın son derece yüksek olmasıdır.

Ne zaman “amma rahat nöbet” deseniz başınıza mutlaka bir şey gelir ve kıçınızın üzerine oturuverirsiniz. Dolayısıyla iyi doktor dediğiniz koku almayı, sorun çıkarma potansiyeli olan hastayı anlar ve önlemini almaya çalışır. Samet’te iyi koku alırdı.

Neyse aşağı indiğimde hastanın başındaydılar. 27 yaşında genç bir kadındı. 3.doğumuydu. Geçirilmiş ameliyatı falan yoktu. Diğer iki doğumu da normal doğumlardı. Hatta son bebek 3900 gr doğmuştu.

Bu seferki ufaklık 3000 gr civarındaydı. Yani başın hala doğum kanalında ilerlememesinin sebebi bebeğin iri olması değildi.

Bazen başın pozisyonundan dolayı bebek ilerleyemez ama muayene ettiğimde başın üzerinde bizim nirengi noktası kabul ettiğimiz yerlerin normal pozisyonunda olduğunu gördüm.

Temel bir kural var. Rahim ağzı tam olarak açıldıktan sonra başın doğum kanalını geçmesi ve çocuğun doğması için geçen süre 1 saat olmalı. Çocuğun kalp sesleri normal ise ve ortada anormal bir durum yoksa bu süre 2 saate kadar uzatılabilir ama sonra daha fazla bu pozisyona izin verilmez ve çocuğun başına vakum uygulanarak veya forseps takılarak doğması sağlanır.

Şayet son muayenede çocuğun iriliğinden veya başka bir problemden şüphelenirseniz sezaryende yapabilirsiniz ama bizim en nefret ettiğimiz sezaryenlerin başında, rahim ağzı tam açıkken yapılan sezaryenler gelir.
Çünkü nereyi kestiğinizi net bilemezsiniz ve acayip kanama riski vardır.

Gebenin 3.doğumuydu ortada problem yoktu ve neredeyse 2 saattir tam açıktı. Vakumu hazırlattım ve çocuğun başına uygulayarak hastanın doğumunu gerçekleştirdik. Doğar doğmaz ağlayan, pespembe bir bebek dünyaya geldi.

Hastanın vakum takıldığında oluşan yırtıklarını kontrol ettim ve sonra yukarı başasistan odasına yazının başına dönmek üzere asansöre bindim. Odama girdiğimde telefonum çalıyordu.

Samet telefonda panik içinde hastanın çok kötü olduğunu söyledi.

Odadan fırlayıp, asansörü beklemeden koşarak merdivenlerden 11 kat aşağı indim. Doğumhaneye girdiğimde herkes hastanın başındaydı.

Bir kez görseniz yeter. Yaralanan, şiddetli kanaması olan birinin öleceğini anlarsınız. Hızlı hızlı nefes alıp verir, gözleri boşluğa doğru bakarken göz kapakları kapanıp açılır, rengi kül gibidir. Sonra kalp o kan kaybına dayanamaz, durur. Onunla beraber hızlı hızlı nefes alıp vermeler de aniden durur, gözler kayar, artık her şey durmuştur, yaşam sona erer.

Genç kadın doğum masasında hızlı hızlı ama yüzeyel nefes alıyordu, nabzı öyle hafifti ki bileğinden değil boynundan alınabiliyordu. Ve her an alınan o yüzeyel kalp atımının da duracağı belliydi.

Vajinal bir kanaması yoktu ama tabloya bakınca bir yerlerden kanadığı kesindi. Ultrasonda karnının içinin kan ile dolu olduğunu gördük.

Asistanlar zaten olayı gidişini anladıkları için, her iki koluna ayrı damar yolu açmışlar ve resüstasyon gerekir diye anesteziyi de aramışlardı.

Ben içeri girdikten 1-2 dakika sonra kalbi durdu hastanın. Ve resüstasyona (canlandırma işlemine) başladık.

O sırada doğumhanede hastanın kan grubuna uygun 2 torba kan bulundu, biri hemen takıldı ve damardan verilmesi gereken diğer ilaç ve sıvıları da vermeye başladık.

Filmlere inanmayın. Böylesi durumlar, öyle sadece göğüs kafesine basıp damara adrenalin vermekle veya göğüs kafesine vurulan sert bir yumrukla düzelmiyor. Kanayan hastada kalbin durmasının temel sebebi; damar yatağının boşalması, buna bağlı oksijenin azalması, sonuçta yükselen karbondioksit ile oluşan asidik ortamda, kalp kasının oksijensiz kalıp fonsiyonunu kaybetmesi ve durmasıdır.

Dolayısıyla bu gebe de olduğu gibi, aniden şiddetli kanayan hastada; damar yatağını doldurmalı, sıvı ve kan vermeli, bu arada kalp kasını harekete geçirmek için damardan adrenalin verirken, asidik ortamı düzeltmek için damar yolundan ampul ampul bikarbonat vermelisiniz ki, kalp kası çalışırsa yine durmasın.

Dedim ya, filmlere inanmayın. Çok organize bir ekibin ciddi biçimde gayreti ile hasta, o da belki, dönebiliyor böylesi durumlarda.

Hastaya müdahale ederken anestezi ekibi geldi, entübe ettiler. Yaklaşık 1.5-2 dakikadır resüste ediyorduk. Anestezi asistanı hastanın göz bebeklerini kontrol etti. Bana dönüp hastanın göz bebeklerinin büyüdüğünü ve resüstasyona devam etmenin anlamı olmadığını, hastanın dönme ihtimalinin bulunmadığını söyledi.

Asistanlığımda, Hocalarımızdan biri dışarıdan gelen ve kaybettiğimiz kanamalı hastaya yaptığımız müdahaleyi eleştirirken;”Sizler cerrahsınız, kadın ölecekse masada ölmeli” demişti. Bahsettiği ameliyat masasıydı. Ve vurgulamak istediği ise sonuna kadar savaşmaktı. Önemli olan buydu. Kan bulundu, bulunmadı, şu tetkik çıktı çıkmadı değil, kanıyorsa açacaksın hastayı!

Hastanın 2 çocuk annesi genç kadın olduğunu söyleyip, hocamızın bizlere öğrettiği düsturu tekrarladım. Resüstasyonun 4.dakikasında hasta döndü.

Bu sırada kanlar bulundu, ameliyathaneye aldık. Batına girdiğimizde rahimin sol ana damarının yırtıldığını gördük. Başın doğum kanalından ilerlememesinin sebebinin de bu yırtık olduğunu düşünüyorum.

Diğer taraftan baş aşağı doğru bastığı için yırtılan bölümde yer alan damarın kanamasını da bir şekilde engelliyordu. Ama ben vakumu takıp çocuğu çıkardığımda, hem yırtığı genişlettim, hem de basıyı kaldırdığım için damar açılıp hızla kanamaya başlamış, periton dediğimiz karın zarının arkasına litrelerce kan dolmuştu. Hastanın rahimini almak zorunda kaldık ve kanamanın durması için bazı ana damarlarını bağladık.

Sabaha karşı 2’de, ameliyat sonrası, hasta yoğun bakıma gitti ama biz orada, ameliyathanede kalıp 2 ameliyat daha yaptık. Sabah 6, ameliyathaneden çıktığımızda, Samet’e gidip hastayı görelim dedim. Yoğun bakıma girdiğimizde hastanın iyi olduğunu öğrendik, uyandırmak üzereydiler.

Başına gittik, yaşamsal değişkenleri çok düzenliydi. Damardan verilen ilaçları kesmişler ve kendi kendine soluk alıp vermesi için akciğerine giden tüpü çıkarmışlardı. Bir kaç saat önce yaşananlardan sonra, sanki tüm o dehşet anlarını o yaşamamış gibi, huzurlu bir yüz ifadesi ile yatıyordu.

Samet drenlerini ve yara yerini kontrol ederken gözlerini açtı, sanki orada olduğumu hep biliyormuş gibi doğrudan bana baktı ve fısıldıyarak sordu “Kız mı, erkek mi doktorum?”

Ağzımız açık, söyleyecek bir şey bulamadan sadece baktık. O ise, cevabımızı beklemeden tekrar huzurlu uykusuna geri döndü.

Yoğun bakımdan dışarı çıktığımızda Samet’e döndüm “Kız mıydı ?” diye sordum ve o anda farkına vardık ki, ikimiz de bilmiyor, hatırlamıyorduk. Gülmeye başladık.

Ve o geceyi, hastanın sorduğu ama cevabını bilmediğimiz soruyu asla unutmadık.

Aradan yıllar geçti ve ben yeni bir doçent olarak 2003 yılında Zeynep Kamil Günleri’nde rahim ağzı kanseri aşıları ile ilgili bir konuşma yapmak için kürsüye çıktım. O zamanlar bilim kurgu gibi geliyordu bu aşılar ama 2007 yılında gerçek oldular.

Konuşma ve sonrası hararetli tartışmanın ardında kahve molasında iki genç asistan geldi yanıma. Kendilerini tanıttılar, Zeynep Kamil Hastanesinde asistan olduklarını söylediler. Sonra biri; “Hocam biz sizin yüzünüzden kadın doğumu seçtik” dedi.

Şaşırdım, yeni doçent olmamı bir kenara bırakın, kendimi “hocalık” kavramı ile asla bağdaştıramadığım için “Nasıl? Neden?” diye sordum.

Tıp fakültesi son sınıf öğrencisiyken nöbetçi oldukları gece, orada olduklarını söylediler. Kadını resüste ederken, anestezi asistanına “ölecekse masada ölecek” diye bağırdığımı onlardan öğrendim. Oysa ben, kendimi sakin sakin ifade ettiğimi düşünüyordum :-)).

İşte aşk panelinden çıktığımda yüzümde gülümsemeye neden olan mesajı gönderen de, aynı meslektaşımdı. O gece orada bizimle beraber olan intörn, şimdinin jinekoloğu.

Daha önce yazdığım cümlelere sonuna kadar inanıyorum. Bizlerin yaşama savaşı dediğimiz onu, hayatı, anlamlı kılabilme adına yaptığımız kavga sadece.

Bu kavgayı anlamlandıran en önemli faktör insanlar, onlarla yaşadıklarımız ve onlardan öğrendiklerimiz.

Sevgi ve saygı ile,

İyi ki varsınız…

Not: Anlattığım olgu, bir jinekoloğun, meslek yaşamı boyunca bir, büyük bir merkezde çalışıyorsa o da belki, 2 kez karşılaşacağı durumdur.

Hastanın genç olması, o sırada doğumhanede yedek kan bulunması ve anestezi dahil iyi bir ekibin hazır olması gibi noktalar, hasta yaşamını kurtaran en önemli faktörler kanımca. İyi giden bir durum ama hastayı kaybetme olasılığı her zaman daha çoktur böylesi durumlarda.

Ben ise, hastadan çok şey öğrendim, hastayı ve başına gelenleri olgu sunumu yapıp 2000 yılında Washington’da, FIGO Dünya Kongresi’nde sunarak, sonra da uluslararası bir dergide yayınlayarak akademik bağlamda da olayları belgeledim :-)).

Doçenlik dosyamdaki ilk yurtdışı yayınlardan biridir, detaylı bilgi isteyen yayını okuyabilir:
Akhan SE, Iyibozkurt AC, Turfanda A. Unscarred uterine rupture after induction of labor with misoprostol: a case report. Clin Exp Obstet Gynecol. 2001;28(2):118-20.

Sevgiyle…

Görsel: http://www.fineartscreensavers.com/i…p?name=cassatt Много мам-детей, рисунки