Şu işi gebe kalmak için yapmasanız, zaten gebe kalacaksınız… Biraz sabır lütfen…

0
530
Genç çift gelip karşıma oturur. Ameliyat olmasını gerektirecek jinekolojik problemi (kist, myom vs) ya da iyileşmesi zor bir hastalığı yoktur.

Senaryonun farklı versiyonları olsa da, son derece masum ve aslında yerleşik sosyal yapı tarafından fazlasıyla onaylanan bir istekleri vardır: Çocuk. Çocuk sahibi olmayı çok istemektedirler ve dertleri büyüktür! Kadın bir türlü gebe kalamamaktadır. Üstelik 3 ila 6 aydır evlidirler! Daha ne olsun ?
Erkek egemen toplumlarda, biz erkekler gereğinden fazla şişmiş egolarımız nedeniyle gerçeği pek de kavrayamayız. Oysa belli konularda asla söz sahibi değilizdir. Öyleymişiz gibi yaparız ama yalannn :-)Kimi konularda sesimiz çıkmaz veya çıkan ses bize ait değildir.Hele çocuk söz konusu olduğunda sıklıkla böyledir. Erkeğin yapacağı en büyük hatalardan biri doğurmak isteyen bir kadına “hayır” demektir. Çocuk, kadın isterse olur. Kadın sadece doğuracağı adamı seçer. Tabii burada bahsettiğim, SGK bağlamında kurumsallaşmış evlilikler değil.Diğer taraftan kadın istediği halde gebe kalamıyorsa “sorun” var demektir. Ancak bu sorunun gerçek bir sorun olup olmadığı aslında biraz da tartışmalıdır.

3 aylık bir çiftin gelip de, gebe kalamadım demesi en azından “infertilite” açısından sorun sınıfına asla sokulmaz.

Klasik öyküde, kadın evlenir ve tipik “mahalle baskısı” başlar. Hele görümce veya kız kardeş evlenir evlenmez gebe kaldıysa, tez zamanda bir jinekoloğun kapısı çalınır ve ahiret sorusu sorulur “Neden gebe kalamıyorum?”

Eh ne de olsa kadının tek işlevi birey olma bilinciyle hareket etmek, bu sorumluluğun ne olduğunu anlayarak ve farkındalığında gebe kalıp, bu bilinci aşılayabileceği, özgür düşünebilen çocuklar yetiştirmek değil, yalnızca gebe kalıp, doğurmaktır.

Veee diğer sorular da ard arda, fikir uçuşması şeklinde gelmeye devam eder: “Arkadaşım bir hap almış hemen gebe kalmış, ben de kullanabilir miyim?, Eşim şu ilaçları kullansa daha kolay gebe kalır mıyım?, Şu vitaminleri, zart ve hatta zurt bitkilerini ezip karıştırıp, içsem gebe kalır mıyım?”

Dedim ya, senaryonun farklı versiyonları vardır.

Mesela benim “Plaza Kadınları” dediğim bir grup hastam var. Eğitim düzeyleri yüksek, sıklıkla mükemmeliyetçi dolayısıyla işlerinde başarılı ve büyük plazalarda çalıştıkları için kadın kadına konuşma olanakları, iletişimleri sınırsız kadınlar.

Bir gün kontrol amaçlı geldiklerinde (ki asla yıllık kontrollerini geciktirmezler), “Ne Haber? Nasılsın?” muhabbetine giremeden önüme gelecek 5 yıllık plan ve program konur. “Süleyman Bey, Ali ile tanışmıştınız, temmuz ayında evleniyorum, önümüzdeki yılın şu tarihinde gebe kalmayı ve şu ayda da doğurmayı istiyorum” der.

Sonra da, konuyu son derece akılcıl bir biçimde açıklar. “O ayda doğurursa bebek havadaki polenler ile daha az karşılaşıp alerji riski almayacaktır” ile başlayan ve şimdi aklıma gelmeyen onlarca bilimsellikle bezenmiş neden sayarlar. Ama odak noktası, belirlenen ayda doğurmaları gerektiğidir.

“Bir evlenseydin sonra konuşuruz” desem de, dinlemez. Son derece programlı ve istediğini bilen kadınlardır. Ve kadınsal muhabbet düzeyi yüksek, internette başa bela olduğu için, gebe kalmadan önce hangi testleri yaptırması gerektiğini sorarak devam eder. Her şeyi inceden inceye programlarsa problem çıkmayacağına inanır.

Sorun, problem çıkarsa ne yapacaklarını bilememe ve “çökme” ihtimallerinin fazla olmasıdır. Zira hayatı boyunca hep çok çalışmış, yaşamını fazlasıyla planlamış ve sonunda her zaman başarılı olmuştur. Bu durum da onun için farklı değildir.

Ama sağlık böyle bir şey değil. Hayat aslında böyle bir şey değil ama sağlık, yaşamın planlı programlı gitmediğini, bir sabah her şeyin aniden değişebileceğini iliklerimize kadar bize hissettiren en başat konu.

Beni en çok üzen ise “kaynana sendromu” yaşayan ergen çiftlerdir. Delikanlının annesi, yaşı en fazla 18 olan gelini ile gelir ve hem onu hem de oğlunu hor gören bir ifade ile, doğrudan konuya girer. “Bunun çocuğu olmuyor doktor bey!”

Üzücüdür. Yaşamı boyunca tek başarısı “erkek” doğurmak olan kaynana, oğlu üzerinden farklı komplekslerini gidermiş ve yine onun üzerinden ezebileceği yeni, körpe bir “materyale” sahip olmuştur.

Bu hasta grubu, beni en çok üzen ve elimden geldiğince baskıcı “anne” figürü olmadan konuşmaya çalıştığım çiftlerdir. Senaryonun bu versiyonunda en kötücül gidiş, erkekte problem çıkmasıdır. Zira kadın oğlunda problem çıkması halinde olayı kabullenememekte, genç çiftin ikisine de agresif davranmakta, bu durum özellikle erkekte cinsel problemlere ve “başarısızlıklara” neden olmaktadır.

Birazdan bahsedeceğim oranlardan bahsetsem de, bilirim ki “uzlaşmaz anne figürünü” asla ikna edemeyeceğim ve o benden çıkıp başka kapılara dayanacak. Ve arkanızdan konuşacak. “BiR de profesör olmuş, ilaç bile vermedi” diyecek

Görüyorsunuz, sosyokültürel bağlamda farklı çiftler olsa da, odak noktası aynıdır. Tez zamanda çocuk sahibi olmak. “Nedir bu aceleniz?” diye sormak istesem de, sormam sıklıkla. Genç çifte, gebe kalmanın zor bir iş olduğunu, konu ile ilgili onlarca yıldır bilinen kesin ve net oranlar bulunduğunu anlatırım.

Anlatmaya başlayınca klasik defansif söylemler gelişir “Ama komşum, baldızım, görümcem vs vs. hemen gebe kaldı” Ne yapalım? Belli yüzdeleri tutturmaları sizin de tutturabileceğiniz anlamına gelmez. Üzgünüm, That’s life!

Ama durun bir dakika, gebe kalamayacağınız anlamına HİÇ gelmez!!

Kadının gebe kalması zor ama harbiden zor bir iştir. Hatta gebe kalmakta yetmiyor biliyorsunuz. Çocuğu kucağınıza alıp evinize gitmenizde kolay olmaz. Gebelik dediğiniz ayrı bir maceradır. Düşük riski, erken doğum v.s v.s. (yazının konusu olmadığı için detaya girmeyeceğim)

O zaman temel tanımlamalar ile başlayalım. 1 yıl boyunca düzenli ilişkide bulunan ve çocuğu olmayan çifte bizler “infertil çift” diyoruz. Bir kez daha dikkatle okuyun lütfen. “BİR YIL” dır tanımlama için bahsedilen süre.

“Neden bir yıl?, benim kaynım hemen gebe kaldı” muhabbeti yapmayın ne olur. Dedim ya bazen belli yüzdeler tutturulur.
Düzenli ilişkide bulunan kadının, tüm parametreler normal olduğunda her adet döngüsünde gebe kalma şansı %20’di ve buna “Fekundabilite” denir.

Hani diyelim ki, şu aralar popüler deyimi ile “velevki”, eşinizin yakışıklı spermi ve sizin dünya güzeli yumurtanızı tüplerde yan yana koysak gebelik şansı %20’dir. O kadar.

Ve yine düzenli ilişkide bulunan çiftin ilk 3 ayda gebe olasılığı %57, 6 ayda %72, 1 yılda %85 ve 2 yılda %93’tür Speroff Baba’ya göre. Neden “infertil çift” tanımında “1YIL” gibi bir sürede ısrar edildiğini anlatabildim mi?

Cinsel fonksiyon bozuklukları bağlamında bizim asla sormadığımız bir soru var: “haftada veya ayda kaç kez ilişkide bulunuyorsunuz?” Bunu asla sormayız. Zira her çiftin kendine göre bir hukuku vardır. Bazısı ayda bir kez, kimi ise her gün ilişkide bulunuyordur.

Her iki tarafta memnunsa sorun yok. Ne zaman çiftlerden biri ilişki sayısını az ya da fazla bulursa ve sosyal yaşantısı olumsuz etkileniyorsa, işte o zaman “cinsel fonksiyon bozukluğu”ndan bahsedilebilir.

Ancak sorun çocuk olduğunda, işte tam da bu durumda, “haftada en az 2 kez” çiftin ilişkide bulunması gerekir. “Düzenli ilişki”den kasıt budur!

Gelelim bu yazı ile başınızı şişirme nedenime. Hastaya bahsettiğim oranlar çerçevesinde neden en az 1 yıl süre geçmesi gerektiğini izah etmeye çalışırken, kadın sözel veya çantasından çıkardığı detaylandırılmış grafikler eşliğinde anlatmaya koyulur: “Benim adetim 28 gün sürüyor. İnternette okudum. Gebe kalma şansım şu şu şu günlerde fazlaymış, o günlerde ilişkide bulunuyoruz 5 aydır ama hala gebe kalamıyorum, kesin bir problem var doktor bey.”

Bu sırada erkeğin yüzünde ekşimiş bir ifade, öl ki ölem tarzı bir bakış. 5 aydır takvime indeksli ilişkide bulundukları halde gebe kalamamışlar, üstelik ne kadarlık evliler 5 aydır!! Yazının başlığına dönelim: “Şu işi gebe kalmak için yapmasanız, zaten gebe kalacaksınız!”

Bizler o koca popolarımızdan uydurmuyoruz, 1 yıl düzenli (yani haftada en az 2 kez) ilişki sonrası gebe kalamayan çift “infertil” olarak nitelendirilip incelenir, tetkik yapılır diye. Bu tanımlar akşamdan sabaha şekillenmiyor bizim dış politikamız gibi.

O bahsettiğiniz günlerde ilişkide bulunmak gebelik şansını acayip arttırsaydı, bunca yıldır, hatta yüzyıldır, konu hakkında kafa patlatanlar boş işlerle uğraşmış olurlardı. Keşke böyle kolay olsaydı. Ama olmuyor.

Biliyorum sizi ikna edemeyeceğim. Zira internette öyle çok sitede bu geyik dönüyor ki, ne desem boş. Üstelik asla “çok bilen komşu teyze” sendromu ile başa çıkamam mümkün değil. Mutlaka anlatmıştır: “Adetin şu ve şu günlerinde beraber olacaksınız, ilişki sonrası poponun altına bir yastık koyacak ve bacaklarını yukarı kaldıracaksın” vs vs vs .

Konuyu daha çarpıcı bir örnekle detaylandıralım da, bu muhabbet bitsin. Doğum kontrol yöntemleri arasında “takvimle korunma” yöntemi diye bir yöntem var, bilmiyorum duydunuz mu? Aslında anlatması kolay.

Habire internette anlatılan ve gebe kalmak için ilişkide bulunduğunuz çizelgelerde ki o günlerde rahat duracak, ilişkide bulunmayacaksınız. Yani şimdi yaptığınızın tam tersini yapacaksınız. Böylece gebe kalmayacaksınız. Acaba??

Takvim yöntemi, acayip başarısız bir yöntemdir. 1 yıl sonunda uygulayan çiftlerin %25’i gebe kalır. Yani sizin gebe kalmak için uğraştığınız günler dışında ilişki de bulunulduğunda da gebe kalınmakta, hem de acayip yüksek oranlarda gebe kalınabilmektedir.

Aslında sıkça sorulan başka bir sorunun cevabı da, bu bilgide saklıdır. “Kadın adetliyken gebe kalabilir mi?” Cevap EVET’dir. “Nasıl?” Sorusunun cevabı ise, güzel yumurtanızın ve yakışıklı spermin sizin vücudunuzda yaşadığı eğlenceli yolculuktan kaynaklanır.

Sperm, erkek vücudundan ayrıldığında dölleme yeteneğine sahip değildir. Bu yeteneği sizin bedeninizde geçirdiği 12 saatin sonunda kazanır ki buna “kapasitasyon” adı verilir. Üstelik normal şartlarda ve oda koşullarında spermin yaşam süresi ortalama 20 dakikadır.

Yani bana mailler ile sorduğunuz tüm o soruların cevabı “HAYIR”dır smile ifade simgesi (Dışarı boşaldı gebe kalır mıyım?, koltuğa boşaldı 3 saat sonra ben oraya dokunmuşum gebe kalır mıyım? Elime bulaştı gebe kalır mıyım? Vs vs vs) 🙂

Ama kadın vücuduna girdiği anda şayet yumurtlama da oldu ise, sizin yumurtanız milyonlarca spermi kendine çekmekle kalmaz, onların hemen ölmemesi için her şeyi yapar.

Bunu sağlamak için gerek yumurtanız, gerekse yumurtalığınız başta hormonlar olmak üzere, bazı kimyasal maddeler salgılamaya başlar. Rahim ağzınızın yapısı ve içerdiği mukus dediğimiz madde değişim geçirir. Böylece spermlerin hedefe doğru kolayca yol almaları için ortam ve sağlıklı beslenmeleri için gerekli karbonhidrat bazlı “gıda” sağlanmış olur.

Spermeler rahim ağzı içindeki kriptala dediğimiz girintilerde vajinanın asidik etkisinden korunurken, mukusun yapısının değişmesi ile kolayca yukarı doğru hareket ederler.

Böylece poponuzun altına yastık koymanın falan anlamı olmadığını anladınız sanırım. Siz o sırada isterseniz horon tepin, spermler sizin güzel yumurtanızın cezbedici çağrısına asla hayır diyemezler üstelik füze kıvamında yola çıkarlar.

Tüm bu değişimler ve salgılar sonucunda “yaramaz” spermlerin ömürleri uzar, yumurtanız ile ilgilenecek daha çok vakitleri olur. Kadın vücudunda spermin yaşama süresi 3-5 gün arasında değişmektedir. Sorun yumurtanızın son derece narin ve kırılgan olmasıdır. Ovülasyon (yani yumurtlama ki bu kelimeyi sevmiyorum) sonrası yaşam süresi en fazla 24 saat kadardır.

Gördüğünüz gibi istediğiniz kadar gün hesabı yapın örneğin 5 gün yaşamış bir sperm yumurtanızı dölleyebilir. Bu nedenle rahim ağzında korunmuş bir sperm, adetinizin sonuna doğru ilişkide bulunmuş olsanız bile erken ovülasyon olduysa, yumurtanızı dölleyebilir.

Dolayısıyla ne zaman gebe kalacağınızı o çizelgeler, takvimler ile belirleyemezsiniz! Onun için bizler, gebelik için haftada en az kez ilişkide bulunun deriz. Ama tüm bu çizelgelerin ve hesaplı kitaplı ilişkide bulunmanın yeni evli çift üzerinde ki olumsuz etkisi de yadsınamaz.

Sağlıklı yeni evli bir çiftin cinselliklerini olumsuz etkileyecek tek şey, saat ve gün hesabı ile ilişkide bulunmak olmalı. Üstelik kadın bir kaç ayın sonunda “doğal olarak” gebe kalamadığı için olay bir iddia haline dönüşür bir süre sonra. İnanın silah zoruyla yatağa götürülerek saat hesabı ile ilişkide bulunmaya zorlanan erkekten bir süre sonra hayır gelmez.

Naçizane tavsiyem, yeni evli çift olarak kendinize zaman ayırın. Cinselliğinizi yaşayın ve çocuk odaklı ilişkide bulunmaktan kaçının. Bahsettiğim süre sonunda kadın yine gebe kalamaz ise elimizde çok silah, uygulanacak pek çok yöntem var.

Ama bu yöntemleri “komşu teyze”nin önerisi ile uygulamayın. Örneğin kendi kendinize yumurtlamamı arttırır deyip haplar almayın veya yumurtlama iğnesi yaptırmayın. Bu yöntemler hasta ciddi olarak değerlendirildikten sonra uygulanmalı.

Sakin olun. Ben ne zaman “Tatile çıkın,uzaklaşın biraz buralardan” desem kadın gebe olarak döner yolculuktan 🙂

Peki “haftada 2 kez ilişkide bulunmak” dışında başka önerim yok mu? Var tabii ki.

Çocuk isteyen yeni evli genç çifte, hem kadın hem de erkeğe verilecek üç temel öğüt:
1. Sigara içiyorsanız bırakın ciddi yan etkileri vardır. Sperm ve yumurta kalitesini doğrudan etkiler. Önemli nokta pasif içiçileri de olumsuz etkilemesidir. Dedim ya “sigarayı bırakın”
2. Kilo verin. Kadın ve erkek için aynı durum geçerli. Kilo özellikle kadında ovülasyon kalitesini ve zamanlamasını bozar. Bu nedenle kilo verin.
3. Spor yapın. Özellikle kilo vermek ve onu korumak amacıyla spor yapın. Çok basit aslında haftada 3 gün yürüyerek (öyle hızlı falan değil) sadece yürüyerek başlayın.

Sonuçta; Şu işi gebe kalmak için ve hesaplı kitaplı yapmayın. Bu sizin eşinizle olan ve yıllar sürmesini dilediğimiz cinsel yaşantınıza zarar verirken, gebe kalma sıklığınızı istatistiki bağlamda anlamlı arttırmamaktadır. Birbirinize zaman ayırarak hayatınızı yaşayın. Çocuk gelecektir 🙂

Sevgi ve Saygı ile
İyi ki varsınız…

Kaynakça
1. Clinical Gynecologic Endocrinology and Infertility (Bilgilerin önemli kısmı Speroff Baba’nın kitabından, farklı bölümlerdendir)
2. http://answers.yahoo.com/question/index?qid=20080425144443AAmgo6k
3. http://www.justmommies.com/articles/how-long-do-sperm-live.shtml
4. http://www.fertstert.org/article/S0015-0282%2806%2903268-7/abstract