Mükemmel Öğretmen, İlham Verir.

861

bilenleruygular Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan

“Önce karşıdakini dinlemeyi ve anlamayı öğrenmelisin. Ondan sonra konuşursun. Ve problemle karşılaştığında, önce kendi hatan olup olmadığına bakmalısın. Olayda senin hatan var mı, yok mu? Ancak ondan sonra suçun başkasında olduğunu söyleyebilirsin.”

Bu sözleri farklı şekillerde ama tüm çocukluğumda ve sonrasında binlerce kez duydum. Rahmetli anneme aitler. Değerlerini yaşadığım ve hayatı öğrendiğim her gün, daha iyi anladığım cümleler, kelimeler.

Annem ve Dayım, her ikisi de matematik öğretmeniydi. Ve şimdi ailemin hayattaki en yaşlı büyüğü Özel Halam’da, Göztepe’de Fenerbahçe Lisesi’nde kimya öğretmeniydi. Hala pırıl pırıl gözlerle bakar dünyaya.

Öğretmenler günü nedeniyle değil yukarıda yazdığım satırlar. Aslında geçtiğimiz haziran ayında yazmayı düşündüğüm, hatta önemli bir kısmını tamamladığım bir yazının başlangıcından. Beşeri sermaye ve bireylerin eğitim düzeylerinin ülkenin kaderi üzerine ne kadar etkili olduğunu anlatmaya çalıştığım bir yazıydı.

Öğretmen ve eğitimin farklı alanlarında rol model olan bizlere düşen ciddi sorumluluklar var. Çocuğun birey olabilme yolunda ilerlemesi, özgür düşünmesi ve bulunduğu toplum içinde fikirlerini özgüvene dayalı bir biçimde ifade edebilmesinin anahtarı aslında öğretmenlerimiz.

Üniversitede öğretim üyesi olan (en azından şimdilik) ben ve benim gibilerin kulvarı biraz daha farklı. Fakültede, hele cerrahi bir dalda öğretim üyesi olarak bana “eğitim” konusunda düşenin sadece ders anlatmak olduğunu düşünmüyorum. 8 yıllık temel eğitim ve lise eğitiminden farklı bence bizim vermemiz gereken “dersler”.

Ancak temel eğitim ve lise eğitimi çocuklarımızın gerçekten şekillendiği dönem. Zira çocuk ancak o zaman “öğrenmenin” ne kadar değerli olduğunu anlayabiliyor. Bu süreçte anlaması veya anlatılmamasının sonuçlarını sonraları görüyoruz.

Zira öğrenme bilincini ki, bu bilinç içinde sorgulama ve okuma alışkanlığı gibi kişinin bireysel gelişimini, dolayısıyla o toplumun bu dünyadaki yerini doğrudan etkileyen bileşenleri barındırıyor, sadece bu dönemde ve/veya süreçte kazanabiliyor çocuklarımız.

Ama onların kıymetini bilmiyoruz. Onları motive edecek koşulları sağlayacağımıza anlamsız tartışmalar ile vakit kaybediyoruz. Son 10 yılda 5 kez bakan değiştirmiş ve her gelenin daha karmaşıklaştırdığı, neyin ne olduğunun anlaşılamadığı aptal bir eğitim sisteminde hem çocuklarımız hem de öğretmenlerimizi yıpratıp geleceğimize kendi elimizle ipotek koyuyoruz.

Politikacılar ise öğretmenler ve evlatlarımız üzerinden siyaset üretiyorlar. Oysa İsmet Berkan’ın Hürriyet gazetesinde 22/11/2013 tarihinde yayınlanan yazısındaki haritaya bakmanız yeter.

Bütün Türkiye’nin eğitim ortalaması 6,5 yıl. Sadece 6,5 yıl. 2000 yılında bu ortalama 5,5 yılmış ve 10 yıllık AK Parti iktidarı sadece 1 yıl geliştirebilmiş. Aynı metro olayında olduğu gibi (*) gerçekler anlamsız rakamlar ile bizlerden saklanıyor ya da bilgi çağında saklayabildiklerini sanıyorlar.

Aynı süre içinde Norveç ortalama eğitim süresini 11,5 yıldan 12,6 yıla, Almanya 10.5’dan 12.2’ye, Fransa 9.3’ten 10.6’ya, İtalya ise 8.4 yıldan 10.1 yıla yükseltebilmiş. Biz ise 10 yılda, 5.5 yıldan 6.5 yıla çıkarmışız! (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25177632.asp?utm_source=hurriyet&utm_medium=yazarlar&utm_campaign=yazarsonyazi).

Üstelik bunlar çocuklarımıza öğrenme bilincini aşılayamadan, onları ve öğretmenlerimizi abuk subuk değişen, yarın ne olacağı belirsiz sınav sistemi içinde yorarak geçirdiğimiz yıllar.

Öğretmen bir ailenin çocuğuyum. Ama şimdi, bu mesleği icra edenlerin işi, annemden, dayımdan daha zor. Arkadaşlarım ve hastalarım içinde pek çok öğretmen var. Onları gerçekten takdir ediyorum. Bu kadar belirsizliğe rağmen çalışıyorlar, ellerinden geleni yapıyorlar. Ama sosyal devletin ayakta kalmış tek kalesi olan “herkese eşit ve ücretsiz eğitim”de buralarda yavaş yavaş yok oluyor.

Dün gece sabaha karşı 02.00 eve geldim. Çok sevdiğim genç bir öğretim üyesinin eşinin doğumunu yaptırdım. Ve o saate kadar üniversitelerin durumunu konuştuk. Eve girdiğimde uyku tutmadı ve öğretmenler günü için kaleme aldığım yazıya başladım. Aslında bu yaşlı adamı şekillendiren ve ona ilham veren öğretmenlerinden bahsetmekti niyetim.

Örneğin lisede felsefe dersinde kopya çekerken aynı zamanda okul müdürü olan hocamızın beni nasıl yakaladığını ve sonra benimle yaptığı konuşmayı anlatacaktım. Ya da bana “sen doktor olmalısın” diyen biyoloji öğretmenimi.

Ama ne yaparsınız insan, böylesi bir ülkede gerçeklerden tamamen kopamıyor. Kopmaması da gerekiyor. Çocuklarımıza yön verirken dünya gerçeklerinden kopmadan, tarafsız biçimde yön vermemiz gerektiğine inanıyorum. Bu konuda öğretmenlerimizin bugünün Türkiye’sinde ellerinde gelenin en iyisini yapacaklarına inancım ise büyük.

William Arthur Ward’un ünlü bir sözü var; “Mükemmel öğretmen ilham verir”.

Ben şanslıydım. Öğretmenlerim bana hep yol gösterdi, öğrenme bilinci aşıladı ve “ilham verdi”. Hepsine teşekkür etmek istesem de, yetmez.

Ama söylemeden edemeyeceğim üzerimde emeği geçen tüm öğretmenlerime: İyi ki vardınız ve varsınız.

Sevgi ve Saygı ile

Öğretmenler gününüz kutlu olsun.

(*) (Metro uzunluğu ile ilgili Radikal’den Koray Çalışkan’ın “her yer metro her yer şişiriş” başlıklı yazısını okuyabilirsiniz http://www.radikal.com.tr/yazarlar/koray_caliskan/her_yer_metro_her_yer_sisiris-1153914)