“Normal” ve “Doğal” Doğum Nedir? Gerçekten Var mıdır? Anne Adayı Nelere Dikkat Etmelidir?

0
157

Doğum buralarda şov olurken Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan

“Antenatal bakımın (gebenin doğum öncesi muayenesi ve izlemi) hedefi; anneyi ortaya çıkacak hastalıklardan, bu hastalıkların nöbetlerinden korumak ve bu canavarları doğum öncesi dönemde öngörebilmektir”

J.W. Ballantyne, 100 yıldan uzun süre önce yazdığı makalesinde, gebe muayenesinin hedeflerini bu cümle ile özetler. Gebe muayenesi ve bakımının temelini atan, ebelik kavramını bu sistem içinde kurumsallaştıran kişilerdendir (1)

Yapacak bir şey yok. Bizler de ademoğluyuz. Gazetelerde, dergilerde okuyor ya da internet dediğimiz uçsuz bucaksız alanı kullanan farklı mecralarda karşılaşıyoruz. Konunun profesyonelleri olarak kimi zaman öyle haberlere rastlıyoruz ki, el mahkum bir iki kelam laf söylemek zorunda kalıyor insan.

20 yılı geçti asistanlıkla beraber, bu kulunuz “Kadın Hastalıkları ve Doğum” hekimi ünvanını taşıyor. Bu 20 yıl içinde “sanatımız” ile ilgili çok ama çok fazla şey değişti yurdumda ve dünyada. Bu değişimlerin kimi olumlu kimi ise olumsuz oldu.

Ancak hastalarımızın özellikle gebelerin “odak” noktalarında ortaya çıkan değişim sanırım son 8-10 yılın eseri. Sağlıkta uygulanan politikalar, artan özel hastaneler, biz doktorların giderek vasıflı işçi haline gelmesi dolayısıyla “patronun” bizler üzerindeki baskısı gibi birbiri ile ilintili bir çok faktörün etkisi ile bugünlere gelindiğini düşünüyorum.

Sonuçta hasta ve doktor bazında “önem sırası” farklılık göstermeye başladı. Geldiğimiz noktada gebelerin beklentileri ve istekleri çok farklı noktalara doğru evrildi. Bu durum bizleri de değiştirdi.

Bu değişimin hem gebeler hem de jinekologlar açısından hayırlı olduğunu da düşünmüyorum. Diğer taraftan medyayı da unutmamak, birazdan detaylandıracağım değişimin temel tetikleyicilerinden olduğunu belirtmek, vurgulamak da gerekiyor.

Elmalılı M. Hamdi Yazır, Atatürk tarafından Kuran’ı Kerim’in Türkçe tefsiri ile görevlendirilmiş bir din ve ilim adamıdır. Şimdilerde İlahiyat fakültelerinden kaldırılması için nedense hükümetin çok uğraştığı felsefe derslerini Osmanlı’nın son döneminde medresede veren önemli bir din bilginidir.

Bir cümlesi bizim “sanatımız” açısından da önemlidir:

“Hikmetli bilgi, tecrübe ile desteklenmiş ve uygulanabilir özellikler taşıyan ilimdir. Hikmet, ilim ile sanatın birleşmesidir.” demiştir.

Aslında tam da “doğum sanatını” özetlemiştir Hoca. Dünya var olduğundan beri kadınlar doğum yapmakta ve ortaya çıkan komplikasyonlar sonucunda da ölmektedir. Binlerce yıldır kadın ve çocuk ölümleri insanoğluna asla unutmadığı dersler vermiş, böylece tecrübe kazanılmış ve sonrasında bu acı tecrübelere bilim, ilim eklenmiş ve doğum sanatına dair bir “hikmet” oluşmuştur.

Son yıllarda giderek artan oranlarda yazılı ve görsel basında doğum eylemi ve doğum şekli ile ilgili yapılan tartışmalar son derece afaki olup anlamsız ve bilimsellikten uzaktır.

Sayın Sağlık Bakanımız şöyle buyurmuştur: “Bugün bilimsel verilere göre sezaryenin oranı 100 doğumda 15-17’dir.”
Acaba? Bu oran Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 1985’de yayınladığı bildiriden kaynaklanmaktadır (2).
Bu oranın ne kadar gerçekçi olduğuna geleceğiz ama tutun ki bu oran gerçekçi o zaman %15 üzerinden konuşalım ve şu NORMAL doğum olayına bir girelim. Ülkemiz dışında vaginal doğumun adı hiç bir yerde “normal doğum” değildir!

Şimdi düşünün, vücudunuzla ilgili bir cerrahi eylem söz konusu ve bu eylemin sonunda %15 oranında çocukta ve annede bir problem çıktığı için çok daha büyük bir cerrahi ameliyat ile karşı karşıya kalacaksınız. Bunun neresi “Normal” olarak adlandırılabilir?

Size her araba kullandığınızda %15 kaza yapacaksınız desem araba kullanır mısınız? Ya da her uçağa bindiğinizde %15 oranında düşme riskiniz var desem uçağa biner misiniz?
Bırakın bunları bugün için normal jinekolojik ameliyatta (rahim alma, kist alma gibi) %15 komplikasyon yapan örneğin hastanın mesanesini ya da bağırsağını %15 olasılık ile yaralayan bir kadın doğumcuyu dünyanın her yerinde hastane kapısına çivilerler.

Eh o zaman adını doğru koyalım ortada “normal” bir durum yoktur ve doğum eylemi her an kötüye gidebilecek hem hasta ile çocuğunu hem de doktoru ruhen ve fiziken sıkıntıya sokabilecek bir durumdur. Vaginal yoldan doğumun gerçekleşmesinin adı ise “normal doğum” değil “VAGİNAL doğumdur”.

Diğer taraftan bu %15 konusunu da netleştirmek gerekir. Sağlık Bakanımız Sn. Müezzinoğlu “bilimsel” veriler demektedir. Bilimsel olarak nitelendirdiği veriler DSÖ’ne ait verilerdir ve son derece tartışmalıdır. Dünya üzerinde 2 ülke dışında sezaryen oranları ve aynı zamanda anne/bebek ölümleri de düşük olan ülke bulunmamaktadır. Bu iki ülke Sırbistan ve Kuveyt’tir (2) ki buralarda da veriler tartışmalıdır.

Bunun dışında %15 ve altında sezaryen oranlarına sahip ülkelerde anne ve bebek ölüm hızları yüksektir! Ancak bu cümle asla sezaryen yaptık anneyi de çocuğu da kurtardık anlamına gelmemelidir. Zira örneğin Brezilya gibi ülkelerde sezaryen ile doğum oranları yüksek olmasına rağmen anne ve bebek ölüm hızları da yüksektir.

Bunun nedeni ortaya çıkan komplikasyonların bir çok faktöre bağlı ve doğum eyleminin her an komplikasyona açık bir durum olmasından kaynaklanmasıdır. Önemli nokta, aynı Ballantyne’in 100 küsur yıl önce vurguladığı gibi, gebelik sırasında ve doğum eylemi esnasında ortaya çıkması muhtemel komplikasyonları önceden belirlemek ve hastayı doğru yönlendirmektir.

Yapılan analizler böylesi bir bilimsel dengede günümüz koşullarında sezaryen oranlarının %22 – 36 bandında olması gerektiğini göstermektedir (3, 4) “Hikmet” bunu gerektirmektedir.

Oysa şimdilerde “doğal” doğum diye bir kavram ortaya atıldı. Gazetelerde falan görüyoruz. Doğal doğumcu arkadaşlar ile tanışıyoruz. Sağlık Bakanlığı “Normal olan Doğal olandır” diye sosyal medya kampanyası bile başlattı. Hatta dernek bile var: “Doğal Doğum Derneği”.

İnternet sitesinde “doğal” olan bu olayı nasıl daha fazla “doğal” yapabildiklerine dair hiç bir ibare olmamasına rağmen, Başkanı olan meslektaşımızın, ki internet sitesinden anlaşıldığı kadarıyla dernekte başka kimse yok, medyaya yansıyan ilk açıklaması son derece manidar: “Sezaryen erkek hekimlerin dayatması!” Takdiiir, takdir… (5)

İmam bunu yaparsa cemaat ne yapmaz diye bir söz vardır. Gerçi bu sözün esası böyle değildir ya siz anladınız. Tam da bu söze uygun bir haber 7 Ocakta yayınlandı (6).

Damla Hanım’ın söyleşisinden alıntı yapıyorum. Lütfen okuyun. Aynen alıntıladım:
“İstanbul’da doğurmak, hastaneye gitmek istemedim…. Ama “Hastaneye gitmek istemiyorum” dediğim an Türkiye’deki bütün yollar kapandı… Doğal doğumcu olduğu söylenen doktorlarla da tanıştım. Onların haline de şaşırdım… Alternatif olarak bana sundukları şey hastanenin dekoru ile ilgili… Görüştüğüm doktorlar da “Ev doğumuna eşlik edemeyiz” dediler. Ebe aradım, bulamadım. Sonra Bali’deki merkezi öğrendim… 4 ayda 20.000 TL. Oraya bir de Avusturalya’dan ebe getirdik, onun ücreti de dahil… Yani çok çok daha ucuza da kalınabilir… 5 saat sürdü her şey. Hiçbir müdahale olmadı. Küçücük kapkaranlık bir odaydı zaten…. Plasentada doğduktan sonra kanama başladı. Sonunda kendimi hastanede buldum. 3.5 litre kan naklettiler. Çok acayip şeyler oldu o hastane kısmında… Ancak çok öğretici oldu benim için… Ağır geçti biraz… Velhasıl böyle bir doğum oldu ancak ondan sonrası iyi geçti… 45 gün evde geçirdik…” (6)

Valla harbiden acayip şeyler olmuş “o hastane” kısmında. İnsan vücudunda yaklaşık 5 litre kadar kan bulunur. Eh kendi beyanlarıdır, 3.5 litre kan verildiğine göre “doğal doğum” için Bali’ye kadar gidip sudan ucuz 20bin törkiş liraya doğum yapan hanımefendi kısaca özetlemek gerekiyorsa ölüyormuş!

Allah onu sevdiklerine ama en önemlisi yeni doğan yavrusuna bağışlamış.

Diğer taraftan sosyal mesajlar açısından öylesi hatalar var ki yazıda neresinden tutsanız elinizde kalır.

2014 yılında yayınlanan ve Amerika’da 14 milyon doğumu inceleyen bir çalışmada evde ebe ile doğum yapan kadınların çocuklarında doğum sonrası ölüm sıklığı 4 kat, erken yeni doğan döneminde ise 7 kat artmıştır! İlginçtir hastanede ebe ve doktorların yaptırdıkları doğumlarda yeni doğan ölümleri açısından fark yoktur ve kesinlikle düşüktür.

Evde doğumlarda ölüm sıklığının bu kadar yüksek olmasının nedeni ebenin yetersizliğinden çok “ortamın”, “koşulların” yetersizliğidir. Vaginal olsun abdominal olsun (sezaryenden bahsediyorum ukalalık edecez ya 🙂 doğum her an her dakika risklere açıktır ve her an her şey olabilir. Evde yapılan doğumlarda bu riskler ile başa çıkmak çoğu zaman imkansızdır (7).

Açıkçası meslekte 20 yılını geride bırakmış bu kulunuz “doğal” kavramını da pek anlayamıyor. Doğal derken mesela doğum induksiyonunu yapmamak gibi mi? O zaman ilerlemeyen doğum eylemleri ne olacak? Ya da dokunmayalım çıkımda hasta ne kadar ıkınırsa o kadar ıkınsın mı? İyi de doğumun 2. evresinin 1 saatten uzun olması patolojik kabul ediliyor ve çocuğun zarar görme ihtimalinin arttığı net bilinen bir durum.

Tabii ki “doğal” kavramını anlatmaya çalışan onlarca makale okudum (8). Ama bana epidural yapmadan kadının ağrısını hissederek vaginal doğum yapması dışında farklı bir şey ifade etmedi.

Bunu “doğal” diye Amerika’da satabilirsiniz ama buralarda yıllardır kadınlar ağrılarını çeke çeke doğuruyorlar. Vaginal doğumu “doğal” yaptırmak ne demek? Hala soru işareti!

Şu tanımlama olabilir: “Doğal yoldan yani vaginadan” doğum. Ama bu tanım da olayı normalleştirmiyor. Riskler baki.

Hiçbir şekilde müdahale etmediğinizde 100.000 doğumda 1500 bebek ölümü görülüyor. Anlayacağınız 66 çocuktan BİRİ kaybediliyor(9). Olayın harbi “doğal” seyri böyle.

Ancak doğal olsun derken binlerce yıldır çekilen acılar, kaybedilen canlar sonucunda doğum eylemi sırasında müdahale edilmesi gereken noktada müdahale edilmemesinin bedeli ağır olmakta. Hani bir söyleyeyim dedim.

Bu arada söyleşinin son cümlesini belki merak etmişsinizdir: “Biri çıksın bu hareketi başlatsın. “Kadınlar siz yapabilirsiniz” desin… Bunlar o kadar zor bir şey değil… Doktorlara da hastanelere de “Kadınlar üzerinden yürümeyin, bundan elinizi çekiverin bir zahmet” demek gerek…”

Ne diyeyim, Allah akıl fikir versin. 🙂

Dedim ama tarih 07.02.2015 saatler 23.30’u gösteriyordu ki sevdiğim ama en önemlisi zekasına saygı duyduğum, bana hep güzel kitap önerilerinde bulunan arkadaşım, üzerine de “mutlaka okumalısın” notu ile bir link gönderdi veee ben uzattığımı düşünüp bitirmek istediğim yazı kafadan 2 sayfa uzadı.

Linki tıkladım… Tatttaaaa… Kader diye bir kavram var biliyor musunuz? Link bir blok yazısına ait ve başlığı “Bu kitabı mutlaka okuyun”. Yazan ise Sn Damla Çeliktaban. Şu yukarıda kısa bölümler verdiğim söyleşiyi yapan gazeteci hanım.(10)

Bahsedilen kitabı basan yayın evinin sahibi ise şu söyleşi yaptığı, Bali’de 3.5 litre kan kaybeden “doğal” doğumcu arkadaş. PİAR’ın babası 🙂

Neyse biz yine de kitabı “mutlaka okumamızı” gerekli kılan detaylara bakalım. Kitap aktivist olarak adlandırabileceğim bir ebeye ve tecrübelerine ait. Kitabı tanıtan blok yazısından alıntı:

“The Farm aynı zamanda ebelerin yürüttüğü bir doğum merkezi. The Farm’ın ebelerinin doğumla ilgili istatistikleri gerçekten hayranlık uyandırıcı… Şöyle ki: 1970-2010 yılları arasındaki doğum sayısı: 2844; Bunların 1048 tanesi ilk kez anne olmuş, 1796 tanesi birden fazla doğum yapmış, 40 senedeki 2844 doğum arasında sezaryen doğum oranı: 148 (toplamın % 1.7’si), 2844 doğumda vakum kullanılmak zorunda kalı- nan vaka sayısı: 4 (toplamın % 0.4’ü), 2844 doğumda forseps kullanılmak zorunda kalan doğum sayısı: 10 (toplamın % 0.37’i)” (10)

“(Bu rakamları yazarken Türkiye’deki 2014 yılı sezaryen doğum oranının % 52 olduğunu belirtmekte fayda var; bizde her iki kadından biri sezaryen oldu. ) The Farm’ın istatistikleri kadın merkezli bir hamilelik ve doğum bakımı hizmeti geliştirmenin neleri mümkün kıldığının yaşayan kanıtı…”

Açıkçası dudak uçuklatan rakamlardan gerçekten etkilendim ve araştırdım. Öncelikle vurgulamak gerekir ki bahsedilen “The Farm” komün hayatı yaşayan, geçekten umut dolu yeni bir sosyal toplum hedefleyerek alternatif bir toplumsal düzen hedefleyen bir grup hippiden oluşuyor ve bahsedilen aktivist de bu grubun önderlerinden biri (11).

Ancak hoşuma giden ve gerçekten etkilendiğim bir kısa film var ki, 12 dolar ödeyip indirdim, seyrettim. Kanımca kadınların, hem anne hem baba adaylarının seyretmesi gerekir.

İlginç bir sosyal yapıda doğum yapan ve gebeliği, annelik kavramını bizdeki gibi abartılı ve bence giderek daha fazla yozlaşan “baby shower” şovları ile değil, olması gereken inançları doğrultusunda kutlayan, kutsayan kadınları anlatan, insana “umut” veren bir kısa film.

Sorun “Dudak uçuklatan rakamlar”da; “1970-2010 yılları arasındaki doğum sayısı: 2844”.

Hesaplayalım 40 yılda 2844 doğum, yılda ortalama 71, ayda ise ortalama 6 (yazı ile ALTI) doğum. Sn. Çeliktaban’ın verdiği ve dudağımızı uçuklatması gereken ayda ortalama 6 doğum en hafif anlamıyla dünya gerçekleri göz önüne alındığında “komik” olarak nitelendirilebilir.

Hele bunu Türkiye’de ki sezaryen oranı olan %52 ile karşılaştırmak ciddi bir aymazlık ve bilgisizlik problemini de beraber getiriyor.
(ABD’de 2013’de 4 Milyon, Türkiye’de 1.3 Milyon canlı doğum olduğunu hatırlatalım.)

Ayda 6 doğum yaptırılmasının nedeni sadece küçük bir popülasyonda sıra dışı bir deneyim olması dışında riskli gebelere bulaşmamaları olabilir mi? Ne de olsa her an problem çıkabilecek bir doğum eylemini ormanın ortasında gerçekleştirmek istediğinizde riski sıfırlamak istersiniz ki hukuken de doğru olan bu.

The Farm gibi uç ve normal toplum için örneklem grubunu yansıtmaktan uzak örnekleri ön plana çıkarıp tüm sisteme uygulanabilirmiş gibi aktarmak ve “var ya bu doktorlar ama en çok jinekologlar yüzünden bu sezaryen artıyor” demek kadar anlamsız, bilimsellikten uzak ve daha önemlisi alt yapısı asla olmayan özensiz bir argüman olamaz.

En kötüsü insanların bu örnekleri yazıları okuyor, inanıyor olmaları. Birilerinin istediği gibi “salladığı”, söylemler nedeniyle asla ceza almadıkları için alabildiğine uçuşa geçtikleri dönemden geçiyoruz.

Soğan kürü kullanmadan gelen polikistik over hastası yok. Bilimsel veri var mı? Var ! Ama meşhur profesör yayınlamamış. Nisan 2014’de yayınlanmış. Üstelik randomize çalışma. İran’da Tahran Üniversitesi’nde yapılmış bir araştırma. İlginçtir ama Sn. Saraçoğlu’nun ısrarla vurguladığının tam tersine kırmızı soğan ile yapılmış ve kolesterolü düşürdüğü gösterilmiş (14). Başka hiçbir değişken üzerinde etkili değil. Trigliseridi filan da düşürmüyor.

Peki bizim profesörün yayını, akademik çalışması var mı? Pub Med’de, bizim kaile aldığımız literatürde YOK. Örnekleri çoğaltabiliriz. Konumuz bu değil. Konu sorumluluk almadan bazılarının gerçekten bilgisi olmadığı konularda konuşmaları ve hasta ile yüzleşen bizlerin her daim “kötü adam” olması.

Şimdi daha fazla dağılmadan şu “Doğum” konusunda doğru ve yanlış bazı önermeleri netleştirelim:

1. Doğum eylemi nasıl olursa olsun riskli bir eylemdir. Kadının vaginal doğuma yönlendirilmesi şu anda elimizdeki bilgiler ışığında doğrudur. Ancak %15 sezaryen oranı gerçekçi değildir.

Bugün Amerika’da %30’lar civarında olan bu oran düşürülmeye çalışılsa da başarılamamaktadır. Yüksek olasılıkla bir süre sonra bu oran ya da yakın değerler ABD için normalize edilecektir. Türkiye için de gerçekçi hedeflemeler ortaya konulmalıdır.

2. Jinekologlar kadınları hep sezaryene yönlendiriyorlar. Yanlış. Vaginal doğum kendi halinde ilerlediğinde hasta ile beraber sorunsuz biçimde altından kalkılacak, üstelik güzel bir süreçtir. Sezaryene yönlendirilmede ki artışın temel sebebi defansif tıp’tır.

Günümüz Türkiye’sinde sağlık sektöründe yaşanan olaylar, açılan davalar, istenen yüksek tazminatlar çerçevesinde artık doktorlar risk almak istemiyor. Mahkemelerde bilirkişilik yapan biri olarak şimdiye kadar “neden sezaryen yaptın” diye açılmış bir dava ile karşılaşmadım. Tüm davalar “zamanında neden sezaryen YAPMADIN” diye açılıyor.

Ve dikkat edin uzmanlık sınavında kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığı puanları sürekli düşüyor. Artık kimse jinekolog olmak, davalarla uğraşmak istemiyor. Deri hastalıkları (Dermatoloji) en yüksek puana sahip 🙂

3. “Sezaryen ile doğumda komplikasyon çok daha fazladır”. Yanlış. Bilinçli olarak saptırılan bir cümledir. Doğru cümle “Acil sezaryen ile doğumda kadında komplikasyon riski çok yüksektir” olmalıdır.

Anne ölümü açısından isteğe bağlı sezaryen ve normal vajinal doğum arasında risk farkı YOKTUR! Yine elektif, isteğe bağlı sezaryen ile normal vajinal doğum arasında komplikasyon (yani yara yeri iltihabı, ateş gibi komplikasyonların çıkması sıklığı) oranları arasında da fark YOKTUR!! (Hannah, M.E., 2000; Mojurkewich, E.L., 2000; Lyndon-Pochelle, M., 2001; Harper M. A., 2003; Vadnais M. ,2006).

Ama acil sezaryen oluyorsanız, örneğin doğum eylemi sırasında çocuğun kalp sesleri bozuldu veya kanamanız başladı vs, bu komplikasyon oranları yaklaşık 12 katına çıkar!! Bu nedenle televizyonda falan konuyu tartışan bazı meslektaşlarımız, bazı rakamları verirken nedense acil sezaryen rakamlarını vermekte ve halkın kafasını biraz (!) karıştırmaktadır.

4. “İsteğe bağlı sezaryen ile doğan çocuklar daha çok hasta olurlar”. Yanlış. Bilinçli olarak saptırılan bir cümle. Doğrusu “39. Gebelik haftası öncesi (Bitmiş 38.gebelik haftası, 38+hafta) doğan çocuklarda yeni doğan hastalıkları daha çok görülür” olmalıdır.

Eylem öncesi elektif sezaryen ile doğan bebeklerde yeni doğan hastalık riski artar, fakat bu risk 39. gebelik haftasından sonra azalır (Morrison JJ, Br J Obstet Gynecol 1995, Zanardo V., Pediatr Crit Care Med 2004). Bu nedenle Alan TN Tita Hocamız, kendisi Alabama Üniversitesindendir: “Planlı elektif sezaryen doğumun 39. haftada yapılması tercih edilir” buyurmuşlardır.

İsrail’den yapılan bazı çalışmalar ise çocuğun mortalite riski düşse bile anne cerrahi riskler ile karşı karşıya biz elektif sezaryene karşıyız demektedir. New England J. Of Med. (2009; 360: 1570-157)’in bu sayısında konu ile ilgili editör ve elektif sezaryene karşı olan grup arasında çok güzel bir tartışma vardır. Bilimsel merakı olanlar okuyabilir.

5. “Vaginal doğum yapmak kadını gençleştirir”. Yanlış. Valla bu da şehir efsanelerinden biri. Annelik ciddi bir özveridir ve nasıl olursa olsun (vaginal ya da sezaryen) gebelik sürecinin yaşanması bile annenin vücudunu ciddi biçimde hırpalar.

Ayrıca bu bağlamda bazı bilimsel gerçeklerin özenle saklandığını da bilmelisiniz. Örneğin vaginal doğum yapmak uzun vadede idrar kaçırma sıklığını sezaryen doğuma göre kesinlikle arttırır(15).

Handa ve arkadaşlarının yakın zamanda yayınlanan çalışmasında ise, 1011 kadın ilk normal vaginal doğum sonrası 5 ila 10 yıl izlenmişler, vaginal doğum yapanlarda sezaryen ile doğum yapanlara göre idrar kaçırma riskinin 2.9 kat, organ sarkması riskinin 5.9 kat arttığını (Bu artışlar Odds Ratio değerleri ile ifade edilmiştir.

Şimdi istatistik dersine girmeyelim ama dedim ya istatistiki yalan söylememeye çalışıyorum sizlere, bu nedenle dip not gerekli ) göstermişlerdir (Handa VL, Obstet&gyn. 2011).

Araya hemen sıkıştıralım, sigara içiyorsanız bu oranlar artacaktır. Sigara lütfen içmeyin 🙂

Peki normal vaginal doğum yapma bizim pelvik taban dediğimiz kadının alt genital bölgesinde hasara sebep olduğunu anladık da, hangi kadında sebep olur derseniz, işte onu bilmiyoruz!

Ümidimiz günün birinde öyle bir parametre bulacağız ki, hangi kadın normal doğurursa rahimi sarkacak hangisinde sarkmayacak anlayacağız 🙂

İşte tam da bu nedenle yukarıda “Kadının vaginal doğuma yönlendirilmesi şu anda elimizdeki bilgiler ışığında doğrudur.” diye bir cümle kurdum. Zira 10 çocuk doğuran ve mükemmel pelvis tabanına sahip çok kadın gördüm.

Sonuçta gebelik süreci aslında, yaşam boyu kadın açısından çocuğu için hep devam edecek ciddi bir özverinin başlangıç sürecidir.

Anne ve baba adaylarının odaklanması gereken kadının gebelik sürecin sırasında ortaya çıkabilecek sorunları en aza indirmek. Bunun için bir profesyonelden, kadın hastalıkları ve doğum uzmanından yardım almak ve doğum eylemine doğru biçimde hazırlanmaktır.

Nasıl doğum yapacağınız inanın bu süreçte ortaya çıkan riskler ile şekillenir. Ben kendi adıma 33-34.gebelik haftasına kadar aile ile doğum şekli hakkında konuşmamayı tercih ediyorum. Vaginal doğum olayın doğal seyri olmasına rağmen gebelik sırasında anne ve çocuk bağlamında ortaya çıkan problemler daima gidişatı etkiler.

Doğaldır, normaldir söylemleri benim için piar çalışmasından öteye gitmez. Ortada binlerce yıldır şekillenmiş, tecrübe ve bilimsellik oluşan bir “hikmet” vardır. Üstelik akademik çalışmalar doğrultusunda bu süreç devam etmektedir, edecektir.

İnanın, biz kadın doğum hekimlerinin tek bir amacı vardır:

Gebeliğin hem anne hem de çocuk açısından sağlıklı biçimde sürmesi ve sonlanması. Unutmayın üç gün sonra eşiniz, siz ve çocuklarınız baş başa kalacaksınız.

En önemli nokta evladınızı sağlıklı biçimde kucağınıza almanızdır. Şurada doğurmak, şöyle doğurmak, şu süsleri yapmak, şu fotoğrafları çektirmek günün sonunda son derece anlamsızdır.

Uzun oldu biliyorum. Kusura kalmayın 🙂

İyi geceler. Güzel bir güne uyanmanız, her bakımdan muhteşem bir hafta geçirmeniz dileği ile

Sevgi ve saygı ile

İyi ki varsınız.

Kaynakça
1. Ballantyne J.W. A plea for a pro Maternity Hospital. Br. Med. J. 1901;2101:813–814.
2. http://onedio.com/haber/saglik-bakani-sezaryen-dogum-hak-degil-fitrati-normal-dogum–422714
3. Ana P. Betrán, Mario Merialdi, Jeremy A. Lauer. Rates of caesarean section: analysis of global, regional and national estimates. Paediatric and Perinatal Epidemiology. 2007; 21: 98–113.
4. http://www.sciencebasedmedicine.org/whats-the-right-c-section-rate-higher-than-you-think/
5. http://www.medimagazin.com.tr/hekim/tibbi-uygulamalar/tr-sezaryen-erkek-hekimlerin-dayatmasi-2-19-64162.html
6. http://www.haberturk.com/yazarlar/damla-celiktaban-2250/1027661-kirazin-alisilmadik-dogum-hikayesi
7. Grünebaum A, McCullough LB, Brent RL et al. Perinatal risks of planned home births in the United States. Am J Obstet Gynecol. 2014; 15, pii: S0002-9378(14)01063-1
8. Judith A. Lothian. Why Natural Childbirth? J. Perinat. Educ. 2000; 9(4): 44–46.
9. http://en.wikipedia.org/wiki/Perinatal_mortality
10. http://www.hthayat.com/yazarlar/damla-celiktaban/1027688-bu-kitabi-mutlaka-okuyun
11. http://www.thefarm.org/
12. http://watch.birthstorymovie.com/
13. http://www.ibrahimsaracoglu.org/ibrahim-saracoglu-sogan-kuru/
14. Ebrahimi-Mamaghani M, Saghafi-Asl M, Pirouzpanah S, Asghari-Jafarabadi M. Effects of raw red onion consumption on metabolic features in overweight or obese women with polycystic ovary syndrome: a randomized controlled clinical trial. J Obstet Gynaecol Res. 2014 Apr;40(4):1067-1076.
15. Gyhagen M, Bullarbo M, Nielsen TF, Milsom I. A comparison of the long-term consequences of vaginal delivery versus caesarean section on the prevalence, severity and bothersomeness of urinary incontinence subtypes: a national cohort study in primiparous women. BJOG. 2013; 120(12):1548-1555.