O benim Yiğidim, Gazim, Kahramanım, ona nasıl hayır derim?

641

Okuyacağınız, güneydoğuda bir bacağını kaybeden gazimiz ile eşinin öyküsüdür… Gerçektir.

Füsun Hanım ile jinekoloji servisinin önünde, ameliyattan çıktığım, havanın deli gibi sıcak olduğu, adeta yüzer gibi hareket ettiğiniz, yapış yapış tipik bir İstanbul temmuzunda, akşamüzeri tanıştık. Oldukça minyon bir kadındı. İnsanda saygı uyandıran bir dinginliği vardı. Beni defalarca aramış ama ameliyat yoğunluğu nedeniyle bir türlü konuşamamıştık. O da kalkıp gelmişti.

Uzun kollu bir elbise giymesi ve sağ elinin sargılı olması dikkatimi çekse de, fazla üzerinde durmadım. Mecburi hizmette beraber olduğum, sevdiğim arkadaşlarımdan biri göndermişti. Çok güzel, Çerkezler’de sıklıkla görülen kahverengi haleleri olan yeşil gözleri vardı.

“Yorgunsunuz biliyorum…” diye söze başladı, uzun zamandır beni beklemişti ama daha derdini anlatırken asistanlarımdan biri hızla yanıma gelerek sabah ameliyat olan hastalardan biri hakkında ciddi bir problem olduğunu söyledi ve beni adeta sürükleyerek hastanın başına götürdü. Koşarak hastanın yanına giderken, sabah poliklinik yapacağımı ve mümkün ise eşi ile saat 9 gibi gelmesini söyledim.

İtiraf etmeliyim, sonra gelişen olaylar çerçevesinde Füsun Hanım’ı ve verdiğim randevuyu unuttum. Saat 08.30 gibi polikliniğe indiğimde bizim emektar Mustafa Efendi’nin bekleyenler olduğuna dair beni uyarması ile hatırladım, kendisini ve eşini çağırdığımı.

Eşi ile beraber poliklinik kapısının önünde oturuyorlardı. Ayağa kalktılar. Füsun hanımın eşi, Cemal Bey, koltuk değnekleri ile ayakta duran 1.90 civarında kapı gibi bir adamdı. Güneydoğu gazisiydi. Arazide bastığı mayının patlaması sonucu sağ bacağı kalçadan ampüte edilmek zorunda kalmıştı, yoktu. Sol ayağında ise 3 kez ameliyat olsa da düzelmeyen bir problemi vardı. Yine de koltuk değnekleri ile ayakta, son derece vakur, dimdik ve yaşadıklarına meydan okuyan, “vız gelir tırıs gider bize bunlar” der gibi bir duruşu vardı. Tokalaşması öylesi güçlüydü.

Oturduk. Füsun hanıma klasik soruları sorduktan sonra problemlerini anlatmalarını istedim. Birbirlerine baktılar ve önce Cemal Bey “Eşim için üzülüyorum doktor bey. Böyle şeyleri konuşmak kolay değil ama..” diye söze başladı.

Cemal Bey eşinin ilişki sırasında hiç haz almadığını bunun kendisini de olumsuz etkilediğini söylerken yan gözle eşine baktı. Suçluluk duyar gibiydi.

Böylesi durumlarda en iyisi çift ile ayrı ayrı konuşmak. Ancak fakültede poliklinik şartlarında bu imkanı yakalamak çok zor.

Dolayısıyla bizde başka taktikler geliştirdik. Örneğin ultrasonun başka odada olması ve ultrasonografi yaparken hastayı sorgulamak gibi. Özellikle annesi ile gelen genç kıza, mahremine saygı göstererek annesine duyurmadan soru sormak için birebir yöntemler bunlar. Bir de bu grup hasta için.

Füsun hanım ise eşinin yanında ilişki sırasında hafif bir ağrısı olduğunu bunun da dikkatini dağıttığını ve ilişkiye konsantre olamadığından şikayetçiydi kısaca. Füsun hanıma ağrılı ilişki ile ilgili beylik soruları yönelttikten sonra Sevcan hemşireye hastayı ultrason ve muayene için diğer odaya hazırlamasını söyledim.

Eşi çıktığında Cemal Bey bana dönerek “Hocam ilişki sırasında kendimi çok kötü hissediyorum, hiç haz almıyor ve sanki eşime zorla sahip oluyormuşum gibi geliyor. Bazen de kasılıyor sanki acı duyuyor. Kahroluyorum” dedi.

Problemi anlamaya çalışacağımı söyledim ve “Eşinizle beraber olurken daha önce böyle bir problem var mıydı?” diye sorduğumda gerildi Cemal Bey. “Bacağımdan dolayı mı böyle soruyorsunuz?” dedi.

Aslında kendi kendine sorduğu, onu kahreden, kafasında dönüp dolaşan soruyu sormuştu bana: “Bu halimle beni gerçekten istiyor mu? yoksa “acıdığı” için mi beraber oluyor?”

Böyle düşünmediğimi, muayene sonrası konuşmamız gerektiğini, sorunu anlamak açısından bu soruyu sormak zorunda olduğumu söyledim. Sarf ettiğim cümleler onu tatmin etmedi, bunu gözlerinden okuyabiliyordum.

Sorun sadece cinsellik değil aynı zamanda cevabını çoğu zaman bulamadığı, kimi zaman kendi kendine bulduğu cevapların ise ruhunda yarattığı bir türlü dinmeyen, acımasız fırtınalara neden olan sorulardı.

Sevcan Hemşire Füsun Hanımı muayene için hazırlamıştı ama ben oturmasını istedim. Aynı soruyu bu kez de ona sordum. İlişkinin başında ağrısı olduğunu ve ağrının Cemal Bey askerden döndükten sonra başladığını anlattı. Çok fazla mantar infeksiyonu, akıntısı olmuştu. Sonrada bu lanet ağrı başlamıştı.

Önceleri, ilişkinin başında çok da fazla olmayan ağrı zaman içinde giderek artmıştı. Şimdilerde sıkı bir pantolon giydiğinde ya da bazen otururken de bazen o bölgesinde sızlama tarzında ağrısı, olduğunu söyledi. Kendisine eşinin yanında hafif bir ağrıdan bahsettiğini hatırlatınca, “Bilmesini istemiyorum Doktor Bey” dedi. “Ama ağrı öylesi fazla ki. Onu reddettiğimi düşünmesinden çok korkuyorum”

Sonra yavaşça neredeyse elini tamamen kaplayan bluzunun kolunu yukarı doğru çekti. Elinin üzerinde ve bileğinde iyileşmekte olan yaralar vardı. Dikkatli bakmazsanız ve yara iyileşmesine hakim değilseniz kesinlikle basit çürükler veya renk değişimi olarak yorumlayabileceğiniz eski yara izlerini gösterdi bana. İzler diş izi gibiydi.

Yüzüne baktığımda gözlerinin yaşlarla dolduğunu gördüm. “Bilmesini istemiyorum. Son 3-4 aydır ilişki sırasında öylesi canım yanıyor ki belli etmemek için elimi sıkıyor, ısırıyorum” dedi göz yaşları içinde. Sonra yaşlı gözleriyle doğrudan bana baktı ve “Yiğidim, canım, gazim, kahramanım o benim. Onu reddettiğimi düşünmesindense, ölürüm daha iyi” dedi.

Füsun Hanımı muayene ettiğimde vajina girişinde, idrar yaptığı üretra açıklığının iki yanından başlayan ve çepeçevre tüm vajina girişinde yer alan bizim vestibulum dediğimiz yerde ciddi hassasiyet, dokunmakla Füsun Hanımı zıplatan yanıcı, batıcı ağrı vardı.

Pelvis tabanı dediğimiz yer; leğen kemiklerinin arasını dolduran kas grubudur. Ve kadının pelvis tabanı kasları erkekten çok daha güçlüdür. 1.5 ton ağırlığı çeker! Kadın bu sayede onlarca çocuğu taşıyıp, doğurabilir.

İnsanoğlunun vücudunda herhangi bir yerde, ağrıyı tetikleyen bir durumda, örneğin ameliyatla karnı kesildiğinde, çevre doku kasları kasılarak yara yerini stabilize etmeye çalışırlar. Böylece ağrı duyusu uyanmaz. Tipik örneği sezaryenli kadınlardır. Dikkat edin bakın karınlarını tutarak kalkarlar. Pelvis tabanının ve vajina girişinin de vücudun diğer bölgelerinden farkı yoktur.

Böylesi ağrıyı tetikleyen bir süreç olduğunda o, 1.5 ton çeken kaslar kasılır, ilişki hepten imkansız hale gelir veya korkunç acılı, ağrılı olur. Batı literatüründe bu durum, “Burning and sharp pain” olarak geçer. Bu tabloya “Vulvar Vestibulitis Sendromu” adı verilir.

Füsun hanım özelinde ise durum çok vahimdi. Dokunmakla şiddetli ağrı duyan hastanın pelvis tabanın inanılmaz bir kaskı vardı. Böylesi durumda bana sıklıkla ilişkide bulunamama şikayeti ile gelir. Oysa Füsun hanım inanılmaz bir şelilde ağrıya katlanarak (her ne kadar bu sırada ellerini parçalasa da) ilişki de bulunuyordu. Ellerini parçalamak pahasına, eşini reddetmemek adına…

Sanırım eşinizle de, sevgilinizle de olsa iki insanın arasında “ilişki” olarak nitelendirilebilecek tüm duygu durum eylemlerinin sağlam temellere oturması iletişimden geçiyor. Anlattığım öykü aslında bu durumu nasıl da güzel betimliyor.

Füsün hanım ciddi bir hastalığı olmasına rağmen, inanılmaz ağrı duyuyor olsa bile, eşini “üzmemek”, “reddetmiş olmamak” için zorla ilişkide bulunurken, Cemal Bey ise eşinin ilişki sırasında yaşadığı ızdıraba bağlı ortaya çıkan “belirtileri” tam da Füsun Hanım’ın istemediği biçimde algılayarak kahroluyordu.

Tedavinin farklı basamaklarını uygulamadan önce bu iletişim sorununun üstesinden gelmek gerekliyordu. Her ikisini karşıma alıp önce Cemal Bey’e eşinin problemini ve içinde bulunduğu zor durumu, çektiği ızdırabı anlattıktan sonra, Füsun Hanım’a da eşinin kendisi muayene odasına geçtiğinde bana anlattıklarını aktardım. Elele tutuşmuşlar, Füsun Hanımın gözlerinde yaşlar akarken onları bir süre yalnız bırakmak için odadan çıktım. O anı, büyüyü bozmak istemedim…

Yukarıda anlattığım öykü, vulvar vestibulitis sendromuna (VVS) ait bir öykü. Hastalığı, VVS’nu tanımak bile ayrı bir problem. Sadece ülkemizde değil dünyanın her yerinde yeni bir görüşü, anlayışı yerleştirmek, fikir liderlerine kabul ettirmek hep zor olmuştur. Hele konu tıp ile ilgili ise.

2008 yılında konu ile ilgili bir sempozyum sırasında yaptığım konuşmanın sonunda oturum başkanı olan böyyük hocalarımızdan biri: “Siz ne kadar seçkin bir insansınız Süleyman Bey, bu hastaları sadece siz görüyorsunuz!” diyerek kendince benimle makara yapmıştı. Bunun üzerine hafifçe gülümseyip “Sorun hocam lütfen hastaları dinleyip sorun. O zaman sizde VVS tanısı koyabilirsiniz” dedim.

Aynı hoca 3 yıl sonra başka bir yerde karşılaştığımızda “Gerçekten böyle bir şey varmış doktor bey.” demek zorunda kalsa da, yerleşik fikirleri değiştirmek, ön yargıları yıkmak zor oluyor.

VVS aslında çok yeni tanımlanmış bir sendrom. Sorun bir şekilde, hala tam da bilemediğimiz bir şekilde vestibulum dediğimiz bölgede mast hücresi adını verdiğimiz hücreler artıyor. Mast hücrelerinin artışı “Sinir Büyüme Faktörü” denilen molekülün bu bölgede yapımını tetikliyor. Sinir büyüme faktörü ise vajina girişindeki bu bölgede sinir terminallerinin artışına neden oluyor.

Sonuç derseniz; Normal bir kadında vajina girişine dokunduğunuzda sadece “dokunma” hissederken, VVS olan kadın vajine girişine dokunulduğunda korkunç şiddetli ağrı hissediyor. Bu ise yukarıda bahsettiğim kasların kasılmasına neden oluyor. İlişki ise önce ağrı sonra bu kasılma ile imkansız hale geliyor.

Tedaviyi sorarsanız, önce internette yer alan ve TAMAMEN yanlış bazı bilgilendirmelere değinmek istiyorum. Bazı sitelerde hemen ameliyat önerilirken bu ameliyatın lokal anestezi ile yapıldığı, 5 dakikalık bir işlem olduğu ertesi gün işe dönüldüğü yazıyor. Bu üzgünüm ama tamamen yalan. Eğer bu basit müdahale ile ağrınız geçiyorsa zaten ameliyatsız da iyileşebilirsiniz demektir!

Gerçekten ameliyat etkin bir yöntem ama özellikle ameliyat sonrası bakım çok önemli ve 3 haftalık dönemi kapsıyor. Konu ile ilgili yabancı kaynaklardan doğru bilgileri öğrenebilirsiniz. Aşağıda bir örnek var. Dr.Goldstein’ın yayını
http://www.academia.edu/1077577/Surgical_treatment_of_vulvar_vestibulitis_syndrome_outcome_assessment_derived_from_a_postoperative_questionnaire

Bir diğer problem biz jinekologlar için çok yeni bir problem olması ve pek iyi tanımamamız, tanı koyamamamız. Dolayısıyla hastaların doktor doktor dolaşması ve bir sürü krem antibiyotik kullanması ama bir türlü ağrının geçmemesi, sorunun çözülmemesi. Öyle ki, kimi zaman hastalar eşleri ile yanımdan “teşekkür ederim doktor bey deli değilmişim gerçekten bir problem varmış” diyerek ayrılıyorlar.

Ama meslektaşlarım açısından da zor 2005 yılından beri konu kongrelerde ele alınmaya başlandı ve rutin eğitim içinde yeri yok ne yazık ki. Üstelik benimle konuşmamın sonunda dalga geçen hocalarımız da cabası.

Son olarak bu hastaların bir bölümü psikiatristler veya psikologlara giderek vajinismus ön tanısı ile tedavi olmaya çalışıyorlar. Tam da bu nedenle disiplinler arası iş birliği çok önemli oluyor.

Peki ne yapılmalı?

Her hasta kendi içinde beklentileri doğrultusunda değerlendirilmeli. Önce konservatif tedavi ve bazı ilaçlar denenirken, bazen VVS şiddetine göre doğrudan ameliyatta önerebilirsiniz. İnternet sitemden konu ile ilgili algoritmaları görmeniz mümkün (gerçi biraz eskidiler yeni seçenekler geldi siteyi de yenilemek gerek 🙂 https://www.suleymanakhan.com/konular/566/vvs-ve-vulvodyniada-tedavi/

Cemal Bey ve Füsun Hanım’a gelince, onların öyküsü devam ediyor. Her yaşamda olduğu gibi inişleri ve çıkışları var ama mutlular. Füsun Hanım ameliyat oldu ve 7 ay sonra gebe kaldı. Şimdi güzel bir kızı var. Yaşam daima bir şekilde sürüyor önemli olan ise kaliteyi arttırmak:-), bu amaçla hayatıma dair değişiklikleri yapacak cesaretimizin olması.

İstanbul’da hava çok güzel, umarım bu havanın hak ettiği kadar güzel bir pazar günü geçiriyorsunuz..

Sevgi ve saygı ile,

İyi ki varsınız…