İnsanlık Utancı, Çocuk İstismarı Üzerine

904

Kasım ayına özgü karanlık ve yağmurlu bir havada, klasik bir salı günü, ameliyattan çıkmışken telefonum çaldı. Telefonda üzgün ama kararlı bir ses “Süleyman Hoca ile mi görüşüyorum?” dedi. Ardından Ergin Bengisu Hoca tarafından yönlendirildiğini ve kızını görüp göremeyeceği mi sordu. Normal şartlarda Salı ve cumaları üstelik hemşire olmaksızın hasta kabul etmem. Ama annenin söylediği bir söz beni etkiledi: “Kızıma olanları kimse anlatmak istemiyor, herkes gözlerini kaçırıyor. Ergin Bey sizin her yönüyle yardımcı olacağınızı söyledi”.

Muayenehaneye geldiğimde yağmur altında kapı girişine oturmuş kadını ve elinden tuttuğu güzel kızını gördüm. Kocaman kahverengi gözleri ve uzun bir yüzü vardı kızın. Gözleri yorgun yorgun bakarken bir taraftanda biraz korku, biraz merakla beni süzüyordu. İçeri girdik.

Kız çocuklarının jinekolojik muayenesi farklıdır. Bilmeniz gereken en önemli nokta yaşı ne olursa olsun yaptığınız olumsuz herhangi bir şeyi çocuk ve ergenler asla unutmaz sadece yaşla beraber algı ile tepki düzeyi değişir. Önce konuşmanız gerekir. Şayet onu kaale almaz ve annesi ile konuşursanız o da sizi kaile almaz bir süre sonra. İletişim, muayeneden çok daha önemlidir. (Gerçi tıbbın her branşında böyle ya!) 7-8 yaşına kadar hatta bazen daha ileri yaşlarda bile muayene, annesinin kucağında yapılır. Annesi jinekolojik masaya oturur, kızı kucağındadır ve küçük çocukta olsa, yapılan işin mahrem bir durum olduğunu vurgulamak için mutlaka bacakları ve mahrem yerleri örtü ile korunur. Muayene sırasında annesi ile ten temasının olması, kendini güvende hissetmesini sağlar.

Aslında ne ile karşılaşacağımı biliyordum. Annesinin kucağında ürkek ve kaygılı gözlerle bana bakan güzel kızın genital bölgesine baktığımda, olmasını hiç istemediğim ama olacağını bildiğim o boktan tablo ile karşılaştım. Genital organı ve idrarını yaptığı üretrasının dışı siğiller ile kaplıydı.

Genital siğil, cinsel temasla bulaşan bir hastalıktır. HPV virüs infeksiyonu sonucu gerçekleşir ve bu yaş grubunda bir kızda saptadıysanız tek bir anlama gelir: Taciz, çocuk istismarı!

Muayene sonrası, annesi ile göz göze geldik. Aklı başında zeki bir kadındı. Ne olduğunu tahmin ediyor ama bunu “yetkili” bir ağızdan duymak istiyordu. Önce kızında bu lezyonları ne zaman gördüğünü, nasıl başladığını sordum, sıradanlaşmış sorularla devam ettim ama önemli olan onun sorularına cevap vermekti.

Çağımızda biz doktorların en önemli belasının internet olduğunu sizlere söylemiş miydim? Bakın internet bir bilgi çöplüğüdür. Yeterince eşelerseniz, her çöplükte olduğu gibi burada da kıymetli bir şeyler bulabilirsiniz. Anne internette cinsel temas dışında da HPV’nin bulaşabileceğini okuduğunu söyledi. Açıkçası ben buna hiç inanmasam da, böyle bir olasılığın düşük de olsa var olduğunu söyledim.

Böylesi durumlar da, ebeveynler tutunacak bir “dal” ararlar. Avunabilecekleri bir bilgi kırıntısı, “belki de şöyle olmuştu” diyebilecekleri bir şeyler. Öylesine önemli oluyor ki. Diğer taraftan gerçeklerden de uzaklaşmamanız şart! Hastayı avutacaksınız diye yapılması gerekenleri hızla yapmazsanız hastaya ve hatta kendinize zarar verirsiniz.

Dedim ya, tutunacak bir dal vermek adına cinsel temas dışında da düşük olasılıkla bulaşabileceğini söyledim ama ardından yapılması gerekenleri hızla sıralamaya başladım. Hızla derken annenin anlayabileceği bir sıra ile önce hastalığın tedavisine yönelik yapılması gerekenleri sıraladım ardından taciz olasılığına dair tutumunu sorguladım.

Çocuk tacizi, çocuklarda cinsel istismar kanıtlanması en zor durumlardan biridir. Zira sıklıkla aile bunu saklar veya “olmamıştır canım” demeye çalışır. Özellikle anneler. Neden derseniz? Bu durumla yüzleşmek son derece zordur ve insan doğası gereği “yüzleşmekten kaçar”. Zira ilk şüpheli başta baba olmak üzere aileden birileri, bir akrabadır. (Şaşırmayın lütfen. Ne yazık ki bu tatsız olayın tüm dünyada temel kuralı bu!) Burada ise anne 1 yıldır eşinden ayrı yaşıyordu ve 2 ay önce boşanmışlardı. Dolayısıyla annenin tutumu son derece önemliydi. Savaşacak mı, yoksa kaçacak mı bilmeliydim.

Güzel yüzlü kızın annesinin savaşmak için son derece kararlı olması beni sevindirdi, umutlandırdı. Anneye sırası ile yapılması gerekenleri anlattım. Önce anestezi altında müdahalenin yapılacağını, biyopsiler alınacağını, koterizasyon yapılmasına rağmen özellikle yaşı nedeniyle siğillerin bir kaç kez daha çıkabileceğini ve tekrarlayan müdahaleler gerekebileceğini anlattım. Sonra da sancılı süreci açıklamaya başladım. Sorun cerrahi girişimden çok, sonraki bürokratik süreçtir.

Bu süreci sizlere olabildiği kadar duygusallıktan uzak bir dille anlatmaya çalışacağım. En azından birileri okuduğunda süreç hakkında objektif bilgi sahibi olsun istiyorum. Gelişmiş ülkelerde var olan bir sistem var. Ülkemizde ise kağıt üzerinde belli sistemler olsa da pratikte konu ile ilgili kurumların sıradan vatandaş için harekete geçmesi ama daha önemlisi arada birileri olmadan koordinasyonu neredeyse imkansız. Oysa bu işe gönül vermiş, Emniyet birimlerinde, devlete ait birimler de, sağlık kurumlarında ve sivil toplum örgütlerinde öylesi insanlar var ki, insan gerçekten son derece mutlu oluyor ve inancınız artıyor, yenileniyor. Ama bu kişiler ve onları barındıran kurumlar bir türlü organize olamıyorlar. Bir süre sonra da mağdur ve ailesi zaten zor bu savaştan vazgeçebiliyor.

Cerrahi girişim öncesi İ.T.F. Adli Tıp Kürsüsü Başkanı Şebnem Korur Fincancı Hoca ile temas kurdum. Onun önerisi ile İ.T.F.’den adli psikiatristler ile konuştum. Böylesi bir ekip var: “Adli Psikiatristler”. Adli bir konuda olaya katılan, müdahil olanlarla konuşuyor ve söylenenler ile kişilerin psikolojik durumlarının tutarlı olup olmadığını sorguluyorlar. Özellikle çocuk istismarında bu durum son derece önemli. Zira çocuk, uğradığı tacizin nasıl bir durum olduğunu bilemez. Hatta bunu taciz yapan kişiye karşı bir görevi olduğunu, onu mutlu etmek için yapması gerektiğini bile düşünebilir. Olayın zor ve rezil tarafı da budur.

Sonuçta gerekli planlama yapıldı. Cerrahi sonrası polise yazılı bilgi verdim. Müdahalenin yapıldığı hastaneye ufaklık daha yatağındayken gelen polis, anneyi ve beni sorguladı, yazılı ifadelerimizi aldı. Sonra soruşturmanın adli kolu başladı. Baba ve yakın çevredekiler ile konuşuldu, bu kişiler emniyet tarafından sorgulandı.

Küçük hastamız taburcu olduktan bir hafta sonra adli psikiatristler tarafından değerlendirmeye alındı. Annesi 3 ay önce kızının birden bire kekelemeye başladığını ve o zaman bu durumun üzerinde hiç durmadığını söyledi. Kızı son 3-4 aydır ağlayarak uyanıyordu bazı gecelerde ama taciz gibi bir durumdan hiç şüphelenmemişti.

Güzel kahverengi gözleri olan kız hiç mavi gökyüzü çizmiyordu. Psikiatristler resim çizmesini istediğinde karanlık siyah ve kahvenin tonları ile, içinde garip canavarların olduğu resimler çiziyordu.

İkinci görüşmede en sevdiği oyunu sordu psikiatrist, “saklambaç” dedi, kaçabildiği, saklanabildiği oyundu. En sevmediği, hoşlanmadığı oyunu sorduğunda ise “doktorculuk” diye cevap verdi. Nasıl tacize uğradığını öğrenmiştik.

Tedavi ve psikiatristler ile görüşme aylar sürdü. Psikiatristler ilaç tedavisi başladı, ben ise 2 kez daha koterize etmek zorunda kaldım. Küçük güzel kız artık beni görmek istemiyordu. Dedim ya çocuk asla unutmaz. Ama annesi ile sürekli görüştük ve lezyonlar 2 ayın sonunda bir daha tekrarlamamak üzere kayboldu.

Tedavinin 5.ayında güzel kız gökkuşağı ve mavi gökyüzü çizmeye başladı. Daha sakindi. Artık geceleri gördüğü kabuslar azalmıştı. Ama bir gece, psikiatristler ile yapılan 7 aylık seanslar sonrası, ağlayarak uyandı. Annesi yanındaydı, başını göğsüne dayadı ve babasının ona yaptıklarını anlattı. Eğer anlatırsa annesine yapacakları ile nasıl korkuttuğunu söyledi.

Sabah anne psikiatristler ile konuştu. Ufak, güzel gözlü kız tüm bunları psikiatristlerin önünde de anlattı ve anlattıkları kayda alındı.

Savaşmaktan asla vazgeçmeyen anne İTF Adli Tıp Kürsüsü ve Psikiatri Anabilim Dalı’ndan alınan belgelerle, kızının anlattığı tüm o çirkin olayların belgeleriyle emniyete, oradan da savcılığa başvurdu. Tutuklama ve babanın kendilerinde uzak durması için karar çıkarttı. Baba tutuklandı nezarete konuldu. Ve sonra ne oldu? . Nöbetçi mahkemece “tutuksuz yargılanmak” üzere serbest bırakıldı!

Ben yaşlı ve yorgun bir adamım, ülkemizdeki yargılama sisteminin nasıl işlediği farklı platformlarda ve çok farklı konularda hep tartışılıyor. Ama bu olay beni gerçekten etkiledi. Ne diyeyim…

Bu öykü tamamen gerçektir. Benim karşılaştığım ondan fazla olaydan biri. Konu ile ilgili UNFPA’nin 2009 yılında yayınlanan farklı alanlarda çalışan 98 uzmanın görüşleri ile hazırlanmış ensest vakaları ile ilgili “Türkiye’de Ensest Sorununu Anlamak” başlıklı raporu lütfen okuyun: http://www.unfpa.org.tr/turkeytr/rapyay/ensesrapor.pdf.

Sorunun öylesi derin ve karmaşık yönleri var ki. Aşağıdakiler rapordan bir kaç satır:

“Tehditten gerçekten çok mu korktun diye sorduğumda aslında tehditten çok korkmamıştı, kirli kız olmaktan korktuğunu fark ediyorsunuz. Hani bunu söylersem kim bana inanır ya da işte nasıl algılarlar beni, korkusuyla yoksa hani beni döver diye ya da anne, babama söyler gibi bir korku değil de o kirlenmişlik duygusu nedeniyle muhtemelen saklama eğilimindeydi… ”

“…sizi istismar eden kişiyi en güvendiğiniz insanlara anlatırsanız, onlar sizin değil, başkalarının doğru söylediğine inanırsa yine kimseye güvenemezsiniz, katlanılması gereken bir dert olarak değerlendirirsiniz.”

Bazı ortak yanlışları ASLA yapmayın, inanmayın:

1. Çocuklar cinsel istismarı hayal güçleri çok olduğu için uydururlar. HAYIR. Çocuğunuza inanın. Bu konuda asla yalan söylemezler!!

2. Çocuklar yaşanmış bir iki olayı unuturlar, sorun olmaz. ASLA. Çocuğa ciddi zarar verir. Unutulmaz.

3. Issız yerler, karanlık yerler tehlikelidir. YANLIŞ. En tehlikeli yerler ev okul gibi tanıdık yerlerdir.

4. Tacizcilerin %85 -90’ı 20-40 yaş arası evli çocuklu erkeklerdir. Hırpani görünüşlü vs. kişiler değil

Peki ne yapmalısınız? Şikayetçi olun. Unutmayın çocuk suçlu değil “Mağdur”dur! Çocuğunuza daima inanın. Saklamayın. Utanmayın, utandırın. Olayı yargıdan saklamayın. Ne olursa olsun mutlaka yargıya başvurun. Anlattığım olayda bile en azından durum belgelendi, kayıtlara geçti ve babaya yaklaşma yasağı getirildi. Çocuğunuzu kollayın ona kol kanat gerin, yanında olun. Yurdum insanının önyargılarından koruyun. Kanıtlar zaman içinde kaybolacağı için asla zaman kaybetmeyin. Harekete geçin.

Çocuklarınıza bazı kavramları mutlaka öğretin:

1. Vücutlarını korumayı öğretin. İç çamaşırı ile örtülü bölgelerin mahrem yerler olduğunu ve kimse tarafından asla dokunulamayacağını öğretin.

2. Dokunulması durumunda tepki vermesini, göstermesini öğretin. Kimsenin bu bölgelere dokunma hakkı olmadığını vurgulayın. Tepkisini hemen göstermesini söyleyin

3. Hayır demeyi ve yardım istemeyi öğretin. Çocuklara büyüklere itaat etmesi öğretilir ama bu durumda HAYIR demeyi ve arkadaşlarından sizden yardım istemesi gerektiğinde ASLA çekinmemeyi öğretin. Onlara inanacağınızı ve yardım istediklerinde asla kızmayacağınızı bilmelerini sağlayın!

4. Sır saklamamasını, tehdit edildiğinde (hatta size bile zarar verecekleri söylendiğinde) bunu saklamamayı öğretin. Ona inanacağını bilsin.

5. Dokunulmayı reddetmeyi öğretin. Öpülmekten hoşlanmıyorsa reddetmeyi, bunu sır olarak saklaması gerektiği söylenirse mutlaka size söylemesi gerektiğini öğretin.

6. Yabancılarla konuşmamayı, yabancı birilerinin belli nezaket cümleleri dışında yakınlık kurmaya çalışmaları veya dokunmaları durumunda yüksek sesle bağırmak, hatta tekmelemek gibi normal dışı, kural dışı biçimde kendilerini korumak için harekete geçebileceklerini öğretin.

Hep vurguladım, bir kez daha vurgulayayım. Çocuklarınıza İNANIN GÜVENİN!
Unutmayın; çocuklarınızı korumazsanız, yaşadıklarını fark etmezseniz, 30-40 yıl da geçse unutmayacaktır yaşadıklarını!

Tatsız bir konuda olsa yazmayı çok istedim. 10 gündür kafamda dönüp dolaşıyordu.

Sizlerle dertleşmeyi seviyorum.

İyi ki varsınız…

Sevgi ve Saygı ile..

Not: Konu ile ilgileniyorsanız lütfen kitabı okuyun: “Babam Öldüğünde Ağlamadım”

Twitter Hashtag: #InsanlikUtanciCocukIstismari