Jinekolojik Kanser Hastaları ve Hasta Yakınları İçin (Lütfen Dikkatle Okuyun)

649

Jinekolojik Kanser Hastaları ve Yakınları İçin. Lütfen mutlaka okuyun…

Evet yazıyı mutlaka okuyun dedim ama “nasıl isterseniz öyle okuyun” demeyi unuttum. İstediğiniz yerinden başlayabilirsiniz. Bazı yerlerini atlayabilirsiniz. Ama kesinlikle okumalısınız. Yazdıklarım ve okuyacaklarınız, farklı hastalara dair yıllar içinde karşılaştığım, hastalar bağlamında, süreç içinde yaşadıklarım ve hasta ile hasta yakınlarının yaşadığı, yaşayacağı olayları daha iyi kavrayabilmeniz için, kendimce kaleme aldığım, sizlere yol göstereceğine inandığım önerilerdir. Tamamen subjektif gözlemlerdir.

Umarım, bu uzun yolculukta sizlere faydası dokunur.

Kanser Olduğunuzu Öğrenmek. Söylemek veya söylememek işte bütün mesele.

O günü hatırlıyor musunuz? Mutlaka bir şeylerin yolunda gitmediğini zaten hissettiniz. Yoksa, onca tetkiki ve/veya biyopsiyi yaptırmazdınız. Ve sonuçları aldığınızda hiç anlamadığınız, anlamakta zorlandığınız, belki de internete girerek araştırdığınız yabancı kelimeler yazılı bir sürü kağıt elinizde, mutlaka yanınızda bir veya bir kaç akraba, arkadaş doktorun kapısını çalmazdınız. Ekonomik durumunuz ile orantılı olarak “çaldığınız kapı”, “ortam” değişebilir ama inanın sahne, replikler hep aynıdır.

Bir itirafta bulunmalıyım. Temelde ülkemizdeki tıp eğitimi oldukça iyi. Gerçekten, bunu laf olsun diye söylemiyorum. Gerçi son yıllarda “büfe” tarzında açılan tıp fakülteleri ile önümüzdeki 10 yıl içinde kötüleşeceğini düşünüyorum ama ne yazık ki sizler bunu çok da algılayamayacaksınız. Diğer taraftan an itibarı ile ülkemizde tıp eğitiminin Avrupa ve hatta üzerinde standartlara sahip olduğunu söyleyebilirim.

Ancak böylesi durumlarda, hasta ile kurulacak diyalog ve uygulanması gereken yaklaşım, yöntem tıp eğitimimiz içinde olmayan en önemli unsur! Bilmiyoruz, zaten öğretilmiyor da. “Hoca değil misin kardeşim! Öğretsenize!” diyebilirsiniz ama hangi derste ve kurumsal olarak nasıl öğretilmeli çok da net bilmiyoruz. Sadece hastaya böylesi bir illete yakalandığını nasıl söyleyeceğimiz değil, yakınının öldüğünü, çocuğunu kaybettiğini nasıl söyleyeceğimiz de öğretilmiyor bizlere. Dolayısıyla doktorunuz size biraz “kaba” gelen bir biçimde durumu anlatmaya çalıştıysa ne olur çok sinirlenmeyin.

Ama bir şekilde doktorunuz bu kötü haberi sizinle paylaşacak, en azından tüm dünya da geçerli olan etik söylemler çerçevesinde hastaya kanser olduğunu söyleyecek.

O zaman ilk temel kuralla başlayalım:

İlk temel kural: Size mutlaka söylenmeli. Bilmelisiniz. Ancak siz onay verirseniz yakınlarınız da bilmeli. Ama siz, mutlaka bilmelisiniz. Kendi hakkınızdaki gerçeği bilmek temel hakkınız bunu asla unutmayın.

Yakınlarınız, eşiniz veya arkadaşlarınız kendi aralarında kanser denilen illete yakalandığınızı size söylemek istemeyecekler. Eşiniz benim karşıma geçip “Hocam morali çok bozulur ne olur ona söylemeyin” diyecek. Ama hastaya, size, mutlaka söylenmesi gerektiğine inanıyorum.

Her şeyden önce geçireceğiniz ve hastalığı yenmek, tedaviye aktif olarak sadece sizin değil çevrenizin de aktif olarak katılmasını sağlayacak psikolojik evreleri bir şekilde yaşamanız ve hastalığı kabullenerek savaşmaya başlamanız gerekiyor.

Tanı konulduğu zaman ilk hissiniz “yadsıma”olacak. Aslında yadsıma evresi bir savunma mekanizması olarak size konulan tatsız tanıyı sindirmenizi sağlayacak. Yadsıma evresini en zor evre olan “öfke” evresi takip edecek. Bu dönemde kendinize “neden ben”sorusunu öylesi çok soracaksınız ki. Aslında “Neden Ben?” sorusu içinde “Nerede hata yaptım?” “Nasıl beslendim de bu illet ortaya çıktı?” Ve benzer soruları da barındırır. Bu evrenin zor olması, içinizdeki isyana dair öfkeyi ayrım gözetmeksizin çevrenizdeki herkese, bazen bizlere, doktorlarınıza, eşinize, arkadaşlarınıza yöneltebilecek olmanızdır. Bize ve eşinize, arkadaşlarınıza düşen ise yanınızda olmak, isyanınızı, öfkenizi anlayarak hem fiziksel hem de ruhsal bağlamda size sıkı sıkı sarılmaktır. Sizin yapmanız gereken ise öfkenizi, isyanınızı esas düşmanınıza hastalığınıza yöneltmenizdir. Aslında içinizde öfkenizi kucaklamanız, onu savaşmak için itici bir güce dönüştürmeniz kendinize yapacağınız en büyük iyilik olacaktır.

Öfke evresi sonrası, hatta öfke evresi sırasında hastalığınızı kabullenme aşamasında size yardımcı olacak “pazarlık” evresini yaşayacaksınız. İnançlarınız dorultusunda ibadet edeceksiniz, doktorunuz veya çevreden duyduklarınız çerçevesinde kendinizce yaşamla, Yaradan ile “pazarlık” yapacaksınız. Daha uzun yaşamak için dua edeceksiniz. İnançlarınız ne olursa olsun bu dönemde ve sonrasında ibadet etmenin iyi geleceğini söyleyebilirim. Hastalığı kabullenmenizi, tedavinizi uygularken ortaya çıkan güçlüklerle başa çıkmanızı sağlayacak.

Yukarıda bahsettiğim, “öfkenizi” güce çevirmeniz, “pazarlık dönemi” sonrası yaşayacağınız “keder ve depresyon dönemi”ni atlatmanızda size inanamayacağınız kadar yardımcı olacak. Maddi, manevi ciddi kayıplar yaşayacaksınız. “Keder” evresini atlatmanız çevrenizde sizinle beraber olan, size sıkı sıkı “sarılan” birilerinin olması ile çok ama çok ilişkili. Bu nedenle size daha fazla keder yükleyecek, sürekli ağlayan hatta size “acıyan” kişileri uzaklaştırın. Size bu savaşta, sizinle beraber omuz omuza savaşacak dostlar, silah arkadaşları gerekiyor.

Bu uzun süreçte bir sürü sorun ile karşılaşacaksınız. Tedaviniz aksayacak, belki para bulmanız gerekecek veya tedavi çıkmaza girdiğinde farklı bir bakış açısı bulmanız şart olacak. İşte tüm bu sorunlarla başa çıkmanız için yanınızda size omuz verecek, sizi kollayacak birilerinin olması öylesi önemli ki. Eğer böyle birileri yoksa, yalnız iseniz depresyon ile karşılaşmanız, girmeniz kaçınılmaz. Bu nedenle yol arkadaşlarınızı iyi seçin, dik durun ve/veya durmaya çalışın. Unutmayın yaşam varsa hep umut da olacak.

Bahsettiğim tüm bu evreler ile kitabi bir düzende, sırayla karşılaşacağınızı zannetmeyin. Hepsi birden omuzlarınıza çökebileceği gibi örneğin öfke ve pazarlık evrelerini veya öfke ve keder evresini aynı anda yaşayabileceksiniz. Ama hepsinin sonunda yaşadığınız, karşılaştığınız ve artık gerçeğiniz olan bu hastalığa karşı ne öfke ne de keder, isyan duyacaksınız. Sadece olabilecek en iyi şekilde yaşamınıza devam etmek, bunun için savaşmak duygusu olacak içinizde. İşte bu dönem “kabullenme” evresi olarak isimlendiriliyor. Kabullenmek asla ama asla vazgeçmek anlamına gelmiyor. Bunu anlamanız çok önemli! Beraberce üstesinden geleceğiz.

Gördünüz mü? Sıraladığım tüm bu evreleri bir şekilde yaşayacaksınız. Onun için SİZE mutlaka söylenmeli. Eşiniz, aileniz “siz üzülmeyesiniz” diye söylemek istemeyecekler. Başka bir bakış açısı ile belki de “kendileri kabul etmek istemedikleri” için söylemek istemeyecekler. Hiç böyle düşündünüz mü? Dolayısıyla sizin, hastalığınızı gerçeğinizi kabul etmeniz çok önemli.

En yakınınız olsa bile sizin adınıza karar vermesine (sizin iyiliğinizi düşündüğünü iddia ederek olsa bile) asla izin vermeyin. Kanserle, kanseriniz ile yüzleşin. Sonrada bu zorlu yolculuğa başınız dik olarak çıkın. Asla umutsuzluğa kapılmayın. Devam edin, yaşamaya, hayatın nimetlerini yaşamaya, ibadetlerinize ve vaktinizi en iyi şekilde değerlendirmeye devam edin. Yaşamın ne kadar değerli olduğunu sizden daha iyi anlayacak kimse yok.

Yapmamanız Gerekenler!!

Böylesi kötü bir haberi aldığınızda yapacaklarınız, duygularınız, isyanınız ve söyleceklerinizi, davranışlarınızı şekillendiren çok ama çok fazla parametre var.

Önce, daima ve asla ama asla panik olmayın. “Söylemesi kolay” dediğinizi duyar gibiyim ama elinizden geldiğince sakin olmaya çalışın.

Panik olmayın ve bir plan yapın. Durumunuzu eğer istiyorsanız yakınlarınızla paylaşın. Ama hep vurguladığım gibi bu yakınınız, yakınlarınız serin kanlı düşünebilen, aklı başında biri olmalı. Acıdır ama, ortalık sakin ve yaşam kendi içinde “çiçek, böcek, uçuşan kelebekler” kıvamında akarken insanları ve kendinizi çok da iyi tanıyamazsınız. İnsanın gerçek kişiliği, doğası gereği, stres altında ortaya çıkar. Tarihte hiç beklenmeyen kişilerin, en umutsuz anlarda toplumsal lider olarak ortaya çıkmaları raslantısal değildir. Büyük toplumsal olaylara gerek yok. Kanser gibi bir hastalık ile savaşmakta siz/sosyal çevreniz için ciddi krizdir ve başta kendiniz ve içerdiğiniz potansiyel olmak üzere eşiniz dahil çevrenizdeki arkadaşlarınızı dostlarınızı daha iyi tanımanızı sağlayacak acımasız bir süreçtir.

Bu nedenle güvendiğiniz biri ile eşiniz ve/veya arkadaşınız ile bir plan yapın. Plan yapmak oradan oraya onlarca doktora gitmenizi engelleyecek, panik olmanızı engelleyemese bile var olan panik duygunuzu hafifletecektir. Son söylediğim çok önemli. Bana gelen ve jinekolojik kanser tanısı almış hastalarımda gördüğüm en önemli problem ne anlatırsam anlatayım panik içinde söylediklerimin neredeyse yarısını hiç algılamamalarıdır.

Bu nedenle hastalarıma, beni aradıklarında gelmeden önce akıllarındaki soruları yazmalarını isterim. Çünkü karşıma oturup konuşmaya başladığımızda, hasta soracağı soruları unuttuğu gibi ne anlatıldığını da tam olarak algılayamaz. Hasta öğrendiği haberi, kanser olduğu bilgisini ruhen hala sindirememiş olduğu için ben nasıl anlatırsam anlatayım, verdiğim detayları kavrayamaz. Oysa hastalığı ve yaşayacağı süreçle ilgili çok fazla ayrıntı veririm.

O zaman panik olmamaya çalışacaksınız, plan yapacaksınız ve seçtiğiniz doktora gideceğiniz zaman sorularınızı yazacaksınız ve hepsini yönelteceksiniz. Doktorda size bunun için zaman ayıracak. Jinekolojik kanser hastası olarak duyduğunuz ve size önerilen tüm doktorlara gitmeyin lütfen. İnananın belli nüanslar dışında hangi jinekoloğa giderseniz gidin üç aşağı beş yukarı aynı kelimelerle size durumunuzu anlatacak. Sonuçta bu konuda çalıştığını bildiğiniz, jinekolog onkolog olan, jinekolojik onkolojik ameliyatları yapan birilerinin kapısını çalacaksınız. Ama subjektif kriterler, doktorunuzdan hoşlanıp hoşlanmadığınız da çok önemli.

Süreç oldukça uzun dolayısıyla sadece sizin ameliyatınızı yapacak birileri değil, her zaman ulaşabileceğiniz ve tedavi sürecinde sizin için hem maddi, hem manevi düzenlemeleri (örneğin kemoterapi ve/veya radyoterapi) yapabilecek, sizi yönlendirecek, tek başına değil ortak akıl çerçevesinde karar alan bir doktorunuzun olması önemli. Aslında sadece jinekolojik onkolojide değil tüm onkolojik süreçler için geçerli söylediklerim. Dediğim gibi süreç uzun ve ne olur panik olmadan belli kriterler çerçevesinde güvendiğiniz bi doktor ile yolunuza devam edin. Unutmayın patron sizsiniz 🙂

Her Jinekolojik Kanser Birbirinden Çok Farklıdır

Siz jinekolojik onkoloji hastaları ve algınız ile ilgili çok önemli 2 problem var. İlki tüm jinekolojik kanserlerin seyrinin olduğunu düşünüyorsunuz. Böyle düşünmenizi anlıyorum ama inanın çok ciddi farklar var. İkincisi istisnasız hepiniz “hocam şunu çıkarda bitsin gitsin” diyorsunuz. Ama bilmeniz gereken en önemli şey bazen tümörlü dokuyu çıkarmak size yarardan çok zarar getirebilir. Şimdi durun lütfen, “bıçak sürülmemesi gereken” kanserler efsanesine girmeyelim. Burada bahsettiğim tamamen farklı bir konu.

Örneğin rahim ağzı kanserlerinde radyoterapi ve cerrahi aynı oranda etkindir. Yapılacak cerrahinin hastanın yaşı ve diğer parametreler çerçevesinde riskli olacağını düşünürsek radyoterapi alması en akıllıca seçimdir. Oysa ne zaman hastaya bunu söylesem, “bende umudunuzu kestiniz mi doktor bey?” der ve bende tekrar tekrar anlatmak zorunda kalırım. Diğer taraftan bazı durumlarda rahim ağzı kanserini ameliyat etmek, sonrasında uygulanmak zorunda olan radyoterapinin uygun dozlarda verilmesini engellediği için hastaya zarar da verebilir. Dolayısıyla güveneceğiniz bir doktorunuz olsun ve onu mutlaka dinleyin lütfen. Jinekolojik kanserlerin hepsinde yaklaşım birbirinden farklıdır. Çevrenizde bu farkı bilmeyen inanların ne söylediği ile çok ilgilenmeyin. Doğru kaynakları okuyun ve değerlendirin.

Haddim Olmayan Öneriler…

Ben ve çevrenizdeki diğer insanlar sizi anlamaya çalışsak da içinde bulunduğunuz duygu durumu tam olarak anlamamız imkansız. Zaman zaman gelen kederinizi, isyanınızı, öfkenizi ve hastalığın ruhunuzda bıraktığı derin izleri kavramamız çok zor. Siz de bize anlatamayacaksınız ve/veya anlatmak istemeyeceksiniz. Belki kendinize bile itiraf etmekten korkacaksınız. Profesyonel bir yardım alabilirsiniz. İnanın size çok yardımı olacaktır.

Ama benim önerim yazmanızdır. Ne olur yazın. İçinizdekini kağıda dökün. Ne kadar faydası olacağına inanamazsınız. Yazarken ruhunuzun derinliklerinde kendinizden bile sakladığınız korkularınız ile yüzleşeceksiniz. İyi gelecek. Sonra dönüp onları okumalı, hatta eşinize doktorunuza okumalısınız. Bu sizi güçlü kılacak. Hastalığınızla yüzleşmenizi, kabullenmenizi ama asla yaşamdan vazgeçmemenizi sağlayacak.

Yaşama dair planlar yapın lütfen ve bu planları asla ertelemeyin.

Aşağıda Mary Oliver’in 1992 yılında yazdığı bir şiirini okuyabilirsiniz. Kendine ait bir hüznü var ama yine de çok güzel, özellikle son bir kaç mısrası…

Söyle bana, başka ne yapmalıydım?

Sonunda zaten her şey ölmeyecek mi?

Söyle bana, vahşi ve biricik yaşamın da

Planın nedir?

 

Sevgi ve Saygı ile…