Yeni Bir Can, Yaşama Gözlerini Açarken…

456

Sabah 08.15, pespembe, sarı saçlı dünya güzeli bir kız çocuğu doğdu. Annesi, sabaha karşı 00.30 başlayan ve 8 saat kadar süren, sancılı ama bir o kadar da kutsal mücadelesini, güzel mi güzel, kocaman gözleri ile etrafına bakan, anlamaya çalışan, masum güzelliği kollarına alarak taçlandırdı.

Kadının en büyük fedakarlıklarından biri, belki de en önemlisi çocuk sahibi olmak. Bu fedakarlık gebelik ile başlıyor ve yaşam boyu devam ediyor aslında.

Yaşım ilerdikçe duygusallaşıyorum sanırım :-). Tam doğum anında ve hemen sonrasında annenin yüzünde beliren ifade beni her seferinde daha çok etkiliyor.

Eğer bir mucize varsa işte o mucize tam da çocuğu ile anne göz göze geldiğinde yaşanıyor. Nasıl bir bağdır ki, her şey o sırada önemini yitiriyor. Ufaklık daha biraz önce içinde büyüdüğü anası ile gözgöze geldiğinde, onun kokusunu duyduğunda, tenine dokunduğunda yepyeni bir başlangıç, asla kırılamayacak bir bağ oluşuyor.

O ana tanıklık etmek çok etkileyici. Asistanlık sırasında çok da algılayamıyorsunuz. Yetiştirmeniz gereken işler için, fırça yememek için, koştururken nelere tanıklık ettiğinizin farkına varamıyorsunuz. Onlarca doğum yaptırıyorsunuz, rutinleşiyor.

Ama sonra, zaman içinde benim gibi algılamaya başlıyor insan. Gerçekten çok ama çok güzel duyguya, yaşam boyu sürecek farklı, ilginç bir bağın kurulmasına tanıklık ettiğinizi anlıyorsunuz.

Şimdi hastanenin kafeteryasına oturmuş bu satırları yazarken, Yılmaz Özdil’in biraz önce okuduğum bugünkü yazısı aklımda: “Vurun Kahpeye”.

Ve böylesi bir duygu yoğunluğunda bile, bu topraklara gözlerini açan dünya güzeli kızı düşünürken, dua ediyorum “Allah seni analı babalı büyütsün, ve bu toprakların hoyrat ellerinden korusun, bahtın açık olsun”

Saygı ve sevgi ile
İyi ki varsınız.

Görsel: Open Art; Graeme Stevenson